Site İçi Arama

Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com

Duyurular

Said Nursi ve Hareketi

Said Nursi ve Hareketi...

K. Popper'in Açık Toplum'u ile Demokrati…

K. Popper'in Açık Toplum'u ile Demokrati...

Özgün Düşünceler

Prev Next
Özgün Düşünce 2
Özgün Düşünce1

Özgün Çizgiler

Prev Next
Karikatur25.11.2012
Özgün Çizgiler 19
Özgün Çizgiler18
Özgün Çizgiler 17
Özgün Çizgiler 16
Özgün Çizgiler 15
Özgün Çizgiler 14
Özgün Çizgiler 13
Özgün Çizgiler 12
Özgün Çizgiler-11
Özgün Çizgiler-10
Özgün Çizgiler-9
Özgün Çizgiler-8
ÖzgünÇizgiler-7
Özgün Çizgiler-6
Özgün Çizgiler-5
Özgün Çizgiler-4
Özgün Çizgiler-3
Özgün Çizgiler-2
Özgün Çizgi
Özgün Çizgiler-1
Somali

Özgün Resimler

Prev Next
Özgün Resimler 24
ÖzgünResimler7
Özgün Resimler 20
Özgün Resimler-9
ÖZGÜN RESİMLER3
Özgün Resimler 16
Özgün Resimler-10
ÖzgünResimler8
Özgün Resimler
Özgün Resimler 14
ÖZGÜN RESİMLER2
Özgün Resimler 18
ÖZGÜN RESİMLER5
Özgün Resim
ÖZGÜN RESİMLER4
Özgün Resimler-13
Özgün Resimler 15
Özgün Resimler 17
Özgün Resimler-12
Özgün Resimler-11
Özgün Resimler 21
Özgün Resimler 19
Özgün Resimler 22
Özgün Resimler 23

Özgün Makaleler

Özgün Yayın

Özgün Belgeler

"Bilgiden Hikmete"

14 Haziran 2014 Cumartesi saat 14.00’de Enstitümüz Zemahşeri Müzakere Meclisi Salonunda, Enstitü Başkanı, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halil Rahman Açar “Bilgiden Hikmete” konulu bir konferans verdi.

BilgidenHikmete2

Açar: “Bilgiden Hikmete” konusunun düşünce tarihinde pek çok şeyi ifade ettiğini, Grek düşüncesine uzanan Batı Düşüncesiyle hesaplaşmanın gerekliliğinden ve bugün dünyaya büyük ölçüde egemen olan anlayışın “Batılı bilgi anlayışı, felsefesi / dünya görüşü” bulunduğuna işaret ederek konuya giriş yaptı. İki düşünsel devrim sonucu modern Batı Düşüncesinin oluştuğunu açımladı:

1. Düşünsel devrim olarak (Modern bilgi anlayışı); 16. ve 17.yy (Galileo, Kepler, Descartes ve Newton vb.) düşünürlerinin dillendirdiği modern düşüncenin alt yapısını sağlayan ve modern bilgiyi etkileyen görüşlerinin yer aldığını, bilimsel atılımın  (a-)rasyonel (akli) öğe ile (b-)empirik (deneysel) öğelerin birlikte ele alınmasıyla geliştiğine dikkat çekti.

Modern bilimin kuruluşunda bazılarının iddia ettiği gibi, Müslümanların etkisinin olmadığını, fakat Modern öncesi ortaçağ dönemine Müslüman düşüncesinin katkıları, bilhassa Batı düşüncesine Endülüs üzerinden yansımaları söz konusu olduğunu belirtti.

2. Düşünsel Devrim: fizik, matematik, biyoloji alanındaki sıçramalar (ve 18.yy Aydınlanmasın)dan hareketle, özellikle Fransız aydınları tarafından ( Voltair, Diderot vb.) bu sıçramaların sosyal ilerlemelere de yol açacağı varsayıldı. Bilimsel gelişmelerden sosyal ilerlemelere doğru aydınlıklı bir dünya inşa etmek umudu beklentisi içinde olduklarını açıkladı.

Modern bilgi anlayışı ve bilimsel bulgulardan öğrenmenin kazanımları kaçınılmaz olarak sosyal ve insani ilimlere modern bilgi açısından bakma gereğini doğurmuştur. Yani doğa bilimleri çerçevesinde değerlendirmeye yol açtığını ve şuan mevcut bütün disiplinlerin tamamen bilimci bir perspektiften öğretimler yapması ve bugün akademik araştırmaların; bilginin nasıl yapılıp kullanılacağına adanması bu iki yönelimin sonucu olduğunu vurguladı.

Açar: Bugün, üçüncü bir düşünsel devrime ihtiyaç bulunduğunu belirtti. Bu devrimi yapabilme şansının, değerlerini kaybetme durumunda olan ve değerlerini kaybetmemesi gereken Müslümanlar olduğunu belirtti. Düşünsel devrim; bilginin, amaç ve yöntemlerini dikkate alarak bireysel,toplumsal ve kurumsal açıdan yeniden gözden geçirmemizin gerekliliğini kaçınılmaz kılmaktadır.

Açar tezini: “İyi bir dünya, aydınlıklı bir dünya ancak hikmete dayalı bir bilgi anlayış ile mümkün olabileceğini, insani ve sosyal araştırmaların da doğalarına uygun yöntemlerle incelenmesi gerektiğini, bununla birlikte insan ve toplum/sosyal bilimler olarak değil! (Yaşam sorunları ile ilgisinden dolayı) İnsani ve sosyal araştırmalar olarak ele alınmasına dikkat çekti. Araştırmanın düşünsel ve insani amacı: insanlığa yardımcı olmasıdır.

BilgidenHikmete1

Hikmetin; “araştırma, anlama ve uygulamada kişi ve diğerleri için uygun olanda isabet etmek” olduğuna işaret ederek,  yaşanan sağlıktan, ziraattan, ulaşımdan, iletişime teknolojik hızlı değişim-dönüşümün varlığını belirtti. Bilgi edinimi ve kullanımının “hikmet”ten bağını koparması nedeniyle, insana ve çevreye zararı küresel boyutlara ulaştığına değindi.

Sonuç olarak, Sn. Açar, (a) Aydınlamanın göremediğini görmek ve düzeltmek (b) Her akademik disiplin (branş)in, kendi araştırma disiplininin araştırma tarzını değiştirmek zorunda olduğunu ve disiplinlerin insanla, toplumla, ahlakla yeniden bağını kurmak durumunda bulunduğunu, ihtiyaç duyduğumuzun ise hikmet olduğunu vurguladı. Konferans yöneltilen sorular ve verilen cevaplarla son buldu.

 

“DİN VE KÜLTÜR ÜZERİNE WITTGENSTEIN”

Oxford Üniversitesi Felsefe Bölümü ve St. Benet’s Hall Öğretim Üyesi Dr. Brian Klug, 24 Mayıs 2014 Cumartesi saat: 14.00’te Enstitü merkezinde “Din ve Kültür Üzerine Wittgenstein” konulu bir konferans verdi.

Klug1

YBÜ Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halil Rahman Açar, Klug’ın özgeçmiş ve akademik yaşamını özetlemesinin ardından Klug, Konferansını İngilizce olarak sundu ve simultane çevirisi Açar tarafından gerçekleştirildi.

Prof. Klug konuşmasının başlanğıcında bilimin bugün dünyayı araştırmanın ötesinde bir dünya görüşü, rasyonalitenin tek bir paradigması olarak işlev gördüğünü belirtti. Wittgenstein’in 20. yüzyılın iki büyük felsefecilerinden biri olduğunu ve felsefede birbirine zıt iki önemli çalışmanın yazarı olduğuna değindi.

1- (1921’de yayınlanan) Tractatus. Bu çalışmasında anlam sorunu ile ilgilendi. Dil bu bağlamda dünyayı betimleyen gerçekliğin bir resmi olarak değerlendirdi. Dil, gerçekliği betimlediği sürece anlamlıysa, gerçekliğin dışına gidemez ve bu nedenle de gerçekliğin ötesindekini resmedemeyiz ve hakkında konuşamayız.

2-  Wittgeinstein (1953 ölümünden sonra yayınlanan) Philosophical Investigation (Felsefi Soruşturmalar) isimli eserinde zaman içinde dil ve gerçekliğe ilişkin eski anlayışını bir “ad”la “adın taşıyıcısı”nı karıştırdığından ret etti.

Her iki eserde farklı etkiler doğurdu. Klug’a göre din kavramı Tractatus’ta merkezidir. Brian Klug bu iddiasını Wittgenstein’in yayıncısı L. Fisher’e yazdıklarına ve diğer çalışmalarına gönderme yaparak ileri sürmektedir: kitabın ana konusu, ahlakidir.

Klug’a göre ortada yazdıklarıyla birçok Wittgenstein tartışılır olmasına rağmen Tractatus ve Felsefi Soruşturmalarda felsefeye farklı yaklaşımları olan, aynı derinliğe sahip gerçekte bir tek Wittgenstein söz konusudur.

Klug2

Wittgenstein yazılarında Batı ve Amerikan medeniyetini harekete geçiren ilerleme sevdası ile yazıları arasındaki farka dikkat çekti. Dr. Klug,  Wittgenstein’in kullandığı bilim kavramının İngilizce ve Almanca kullanımlarının farklılıklarına vurgu yaptı.  Wittgenstein açısından tek bir bakış açısının olmadığını, farklı bakışgörme ve anlama deneyimlerinin gerçekliğine işaret etti. Wittgenstein’ın bu çeşitliliğe dayalı olarak yaşam biçimleri kavramını ileri sürdüğünü ve özelde din diline uygulanabileceğine değindi. Dinin, bağlamında kendine özğü bir din dili olduğu düşüncesi taşıdığını sonradan kavradı.

Klug, Yahudilik, Hrıstiyanlığın ve İslam’ın anlam repertuarına sahip olduğuduğu, bir diğer açıdan bunun üzerinde yeniden düşünülmesini gerektiren semboller, kelime hazinesi, bir edebiyatı ve referansları bulunduğu anlamına geldiğini söyleyerek konuşmasına son verdi.

İlgiyle izlenen ve akademik düzeyde tartışma ve sorgulamaların yapıldığı toplantının Ankara-Oxford çevresinde girişimlere bir başlangıç olması temennisiyle konuşmacıya günün anısına bir onur plaketi takdim edildi.

Klug3

_____________________________

ENSTİTÜMÜZCE ANKARA’DA

2. ULUSLARARASI KUR’AN’I YENİDEN DÜŞÜNME

-KUR’ĀN KAVRAMLARI-

İLMİ TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

10-11 Mayıs 2014 tarihleri arasında Ankara Gür Kent Otel’de, 15 ülkeden 35 ilim ehlinin katılımıyla Kur’an’ı Yeniden Düşünme İlmi Toplantısı yapıldı ve 26 bildiri sunuldu. İlgiyle izlenen toplantıda İngilizce ve Türkçe bildirilere yer verildi. Aynı zamanda dinleyicilere anında çeviri hizmeti sunuldu. Her bildiri sonrası müzakerelere imkan verilerek sorular cevaplandırıldı.

Seçilen bildirilerin İngilizce olarak Al-Bayān Dergisinde yayınlanması ve Türkçesinin en kısa zamanda basılıp okurlara ulaştırılması amaçlanmaktadır.

Emeği geçen herkese teşekkür eder yeni ilmi toplantılarda buluşmak dileğiyle.

 

s2

s1

 

“TÜRKÇE TERCÜMELER VE MEALLER”

25 Ocak 2014 Cumartesi saat 14:00’de Enstitümüz Zemahşeri salonunda, Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet DOĞAN “Türkçe Tercümeler ve Mealler” konulu konferans verdi.

Doğan: Son yüzyılda mealin (Kur’ān tercümesinin) prestijinin yükseldiğini, 19. Yüzyılda mealden (Kur’ān tercümesinden) söz edemediğimizi, Çünkü o döneme kadar dini ilimler Arapça okutulmuş, medreselerin dili Arapça olduğunu vurgulayarak, Eğer temel metin Kur’ān’ı Kerim ise ve ilimler bunun üzerine bina edilmişse Arapça dilinin kullanılıyor olması doğal ve doğru olduğunu, bütün Müslüman dünyasında medreseler Arapça tedrisatta bulunmuş olduğunu belirterek, Bizde 19. Yüzyıldan itibaren kurulan modern okullarda eğitim Türkçe yapılmaya başlanmış ve bununla birlikte Kur’ān’ı Kerim’in Türkçe tercümesi ve meal konusu gündeme gelmiştir.

25.01.2014_1

Doğan: “İslāmiyeti Türkistan’da, farsçanın etkili olduğu şehir muhitlerinde öğrendik. Kur’ān’ın aslî lisanı yanında birçok dinî terimi, bu sebeple Farsçadan aldık. Dinî ilimleri Arapça üzerinden öğrendik. Türkistan muhiti, İslām ilim tarihinde mühim bir yere sahip.” diyerek, “Satır arası” tercümeler diyebileceğimiz “ilk Türkçe tercümelerin 10. Miladî asırda yapıldığı... Kısacası 10 asırlık bir geçmişi olduğu…” tespitinde bulundu.

Doğan: Mehmet Akif’in Doğrudan doğruya Kur’ān’dan alıp ilhamı/Asrın idrakine söyletmeliyiz İslāmı dizelerinde yerini bulan istekli oluş ve “Modernlikle karşılaşan Müslüman aydınların, ilim geleneğinin zayıf noktalarını keşfetmeleri ve doğrudan doğruya Kitap’dan yararlanarak İslāmı anlamak gerektiğini düşünmeleri.” sonucunu,  ancak “20. asırda başka bir zümre, batıda Hıristiyanlığın geçirdiği “reform”un İslāmda da yaşanması gerektiğini düşünüp. Bunlar Kur’ān’ı kavimlerin lisanına çevirerek, İslāmı millileştirmek, kavimleştirmek istemeleri…” gibi edişe verici yaklaşımları da doğurduğunu belirterek bunlara örnekler verdi.

Doğan: On yıl öncesinde yüze yakın mealin olduğunu, son on yılda da bir o kadar mealin piyasaya çıktığını belirterek, mevcut meallerin “Mükemmel yok, mükemmel arayışı var, fakat sonuç yok! (Bu arada, herkesin mükemmelin peşinde olduğu da şüphe götürür!)” tespitiyle konferansı sonlandırdı.

25.01.2014_2

Konferansın sonunda, Sayın D. Mehmet DOĞAN’a Enstitü adına yönetim kurulu üyesi Atila KAYNAK tarafından, günün anısına bir plaket verildi.

 

Enstitümüz Aile Birimi tarafından düzenlenen;

“Çocuk Edebiyatı ve Okuma Kültürü”

18 Ocak 2014 Cumartesi saat 14:00’de Enstitümüz Zemahşeri salonunda, MEB Çocuk Kitapları Yayın Danışma Kurulu Başkanı ve Çocuk Edebiyatçıları Birliği Başkanı Yazar Üzeyir GÜNDÜZ’le “Çocuk Edebiyatı ve Okuma Kültürü” konulu söyleşi yapıldı.

Gündüz: Çocuk edebiyatı tarihinin çok eskilere gitmediğini, Batıda 17.yy’larda çocuk edebiyatı ürünleri verilmeye başlanırken, Bizde daha geç başlamış ve Osmanlı’nın son dönemlerinde birkaç tane, Cumhuriyet döneminde ise Köy Enstitüleri sonrası ürünler verilmeye başlandığını belirtterek, kendisinin de Köy Enstitüsü mezunu bir köy öğretmeninin çocuğu olarak kitaplarla erken yaşlarda buluşmuş olduğunu ve lise yıllarında yazmaya başladığını vurguladı.

18.01.2014_1

Türkiye’nin önde gelen eğitimcilerinin yurt dışına gönderilmeleri ve çocuk eğitimiyle ilgili bilgi almış olarak dönüşleriyle, okullarda derslerde anlatımları ve akabinde özgün eserlerin verilmesiyle çocuk edebiyatı kavramıyla tanışılmış olduğunu belirterek, “Çocuk edebiyatı: Sanatsal açısından büyüklük edebiyatından farklı olmayan, hedef kitlesi belirlenmiş (çocuklar ve yaş grupları) ve pedagojik kaygısı olan edebiyat türüdür.” tanımını verdi.

Gündüz: Çocuk edebiyatı yazarının, hedef kitlesi olan çocukların; 1-Fiziksel gelişimini, 2-Duygusal gelişimini, 3-Bilişsel gelişimini dikkate alarak eserini meydana getirmesi gerektiğini vurgulayarak şu iddiayı ortaya koydu. “Kitap okumayı sevmeyen çocuk yoktur. Olsa olsa kendini sevdirmeyen, kötü yazılmış, zevksiz kitap vardır.”

Çocuklara erken yaşlarda eline iyi bir kitap verildiğinde, boş zamanlarını kitap okuyarak dolduracağını ve ilerde internet onun için araştırma yapacağı başvuru aracından başka bir şey olmayacağını belirtti.

Gündüz: Okuma kültürünün evde ailede başladığını yani anne ve babanın bizzat katılımıyla küçük yaşlarda çocuk kendini okuma ortamında bulması gerektiğini belirterek, Okullardaki Türkçe dersinin bir dolaylı anlatım dersi olduğunu, yani kendi dilimizin güzelliklerini (bize ait olan mecazlarını, söz sanatlarını, tekerlemelerini, atasözlerini) kazandırmak için, dili estetik bir şekilde kullanmak için (didaktik değil)  okutulması amacıyla konulmuş olduğunu ve bu amacın gözetilerek derslerin daha fonksiyonel işlenmesinin gerekliliğini vurguladı.

18.01.2014_2

Söyleşinin sonunda Sayın Üzeyir GÜNDÜZ‘e Enstitü adına Başkan Yrd. Şevki TEKE tarafından, günün anısına bir plaket takdim edildi.

 

KUR’ĀN HİKMETİ VE OXFORD GÖZLEMLERİM

04 Ocak 2014 Cumartesi saat 14.00’de Enstitümüz Zemahşeri Müzakere Meclisi Salonunda, Enstitü Başkanı, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halil Rahman Açar “Kur’ān’ın Hikmeti ve Oxford Gözlemleri” konulu bir konferans verdi.

Açar: Batıya gitmelerin; Cumhuriyet öncesinden günümüze, paşalarla başlayan, yönetimden kaçanlar, basın-yayın organı çıkarmak isteyenlerle devam eden, batıyla tecrübesini elde etmek için gönderilen insan potansiyellerimizin buralara gelmelerinin yaklaşık 175 yıllık bir serüveni olduğunu vurguladı. Ancak bu ziyaretlerin; ilmi, kültürel ve nitelik açısından kazanımlarının sarf edilen emek, insan gücü ve kalitesine, kurumlaşmasına etkisinin cılız sonuçlardan öteye gitmediğine dikkat çekti. Üniversite camiası için kısmen etkisi değişim ve dönüşümden söz edilebilir.

Oxford’a gidişinin bilinçli, ilahiyat konularına, batı felsefesine, bilimsel bilgi birikimine sahip olan ve Kur’an hakkında tezleri bulunan bir ilim insanı olarak orada araştırmalar yaptığına değindi.

Oxford1

Açar, oradaki araştırmalarının Metin yorum ilmi (=Hermeneutics) üzerine olduğunu, batı felsefesinin Eski Ahid yanında Yeni Ahid ile ilişkisini, Hırıstiyanlığın değişimini ve gelişimini çözdüğünü ve bir anlamda Hz. İsa biyografisi ve aktarımı olan Yeni Ahid metinlerini değerlendirme de “vahiy” kavramı ile “ilham” kavramlarını algılayışları dini tutumlarını belirlediğini söyledi.

Açar, Kur’an’ın İncil’den bahsettiğini incillerden bahsetmediğini ve dolayısıyla Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya inen vahiyleri teyit ettiğini, ancak ne Eski Ahid ne Yeni Ahid Kur’an’a gönderme yapmadığı gibi, Kur’an’da ne Eski Ahid’e ne Yeni Ahid’e gönderme de bulunduğunu belirtti. Hz. İsa’nın dilinin Aramice olduğunu, şu an Aramice İncilin olmadığını, o İncil’in İbranice ve Grekçe çevirilerinin     mevcut olduğunu ancak bu tercümelerin de problemler oluşturduğunu, Hz. İsa’ya atfedilen “tanrının oğlu” ifadesinin tercümelerle ters yüz edilmiş olduğunu, bizdeki abd(kul) kavramının oğul diye tercüme edildiğine dikkat çekti.

Oxford2

Açar; metinleri yorumlarken dikkat edilmesi gereken ilkelerin olması gerektiğini ancak ne genel ilkelerin ne de özel ilkelerin gözetilmediğini, özel metinleri yorumlama konusunda hem Müslümanların hem Hıristiyanların ve hem Yahudilerin bu ilkeleri tarihi süreç içinde yerli yerine oturtamadıklarını gözlemlediğini, kelime düzeyinden başlayıp, fiil yapısı ve anlamı, cümle yapıları, anlamları, pasajlar ve paragrafların birbiriyle ilgisi, teşbihler, kıssalar, mecazların ortak olan sorunlar olduğunu tespitini yaptı.

Bu sorunların dünya görüşü ve ona bağlı olarak akıl ve hikmetle çözülebileceğini, Kur’an hikmetinin; ilahi hikmeti (insan aklının bulamadığı) ve beşeri hikmeti (felsefe ve diğerleri) içerdiğini, hikmetin; düşüncede isabet, davranışta isabeti gerektirdiğini, Kur’an sistemine nufûz ve hakimiyet gerektirdiğini, dinamik bir düşünceyle gerçek ve vahiy bağıntısı içinde metin tarihi olmaktan çıkarak canlılık kazanacağını, yol göstereceğini, Kur’an’ın hikmetinin öneminin burada olduğunu belirti.

Oxford3

Açar; Oxford’un; iç içe geçmiş 39 öğretim kurumunu içinde barındıran, 140 bin nüfusu olan, bir üniversite şehri olduğunu belirterek, slâyt gösterisiyle tanıtımını yaparak konuşmasını bitirdi. Konuşma sonrası soru-cevap kısmına geçilerek konferans sonlandırıldı.

 

DİLBİLİMSEL TEFSİR ÜZERİNE

28 Aralık 2013 Cumartesi saat 14.00’de Enstitümüz Zemahşeri salonunda, Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa KARAGÖZ’ün “Dilbilimsel Tefsir Üzerine” konulu konferansı yapıldı.

28.12.2013_1

Mustafa KARAGÖZ: Kavramsal Çerçeve içerisinde, “Dilbilim: Dil ya da lehçeyi objektif bir şekilde inceleyerek, dilin özelliklerini; fonetik, morfolojik, sentaktik, semantik ve etimolojik olguların tâbi olduğu dil kanunlarını; bu olguların birbirleriyle ve psikolojik, toplumsal coğrafi diğer olgularla ilişkisini açıklamayı amaçlayan bir bilimdir.” genel tanımını vererek, “Dilsel Tefsir (Lügat: Dil, Lügavî: Dilsel): Her tefsir bir şekilde dille alakalı olduğuna göre, “Dilsel Tefsir” ifadesi diğer tefsir çeşitlerini de içine almaya elverişlidir. Yani, efradını cami olmakla birlikte, ağyarını mani değildir.” tespitini yaparak, Dilbilimsel Tefsirin Tanımını da “Kur’ān yorumunda ağırlıklı olarak sözdizimi, biçimbilim, anlambilim gibi, dilbilimin çeşitli alt dallarından çağdaş dilbilimin verilerini de göz önünde bulundurarak yararlanan yöneliş.” Şeklinde verdi.

Mustafa KARAGÖZ: Amacın, “dilbilimsel tefsir ekolünün hicri ilk üç asırdaki durumunun tahlil edilmesi ve Kur’ān’ı doğru anlama konusunda dilbilimsel tefsirin yeri ve konumunun belirlenmesi”, olduğunu belirterek konunun önemini de “Tefsir faaliyetlerinin ana damarlarından birisini oluşturan dilbilimsel tefsir üzerine müstakil bir çalışma bulunmaması ve Kur’ān’ı anlamada, özellikle Arapça bilmeyenler ve dolayısıyla Kur’an’a tercüme vasıtasıyla ulaşanlar açısından, dilbilimsel tefsir öneme haizdir.” sözleriyle ortaya koyarak “1-Dilbilimsel tefsir bir ekoldür. 2- Dilbilim ve dilbilimsel tefsir Kur’an’ın anlaşılmasında vazgeçilmez bir yöntemdir. Kur’an ayetine yanlış mananın yanlışlığını ortaya koyan en önemli ölçüt dilbilmidir.” iddiasını dile getirdi.

Mustafa KARAGÖZ: “Dilbilimsel Tefsirin Doğuşu ve Gelişimi” başlığı altında önce “Etkenler: 1- Dini Etkenler;a-Kur’ān’ı doğru anlama gayretleri b-Dilbilim çalışmalarında Kur’an delil olması 2- İlmi ve Sosyo- Kültürel Etkenler; İslam dininin Arap olmayan unsurlar arasında yayılması ve etkileşim sonucu Arap dilinin safiyetini yitirmeye başlaması 3- Sosyo-Politik Etkenler; Basra-Kûfe rekabetinde yöneticilerin taraf olması 4- Sosyo-Ekonomik Etkenler; Yöneticilerin âlimleri maddî yönden desteklemesi” ortaya koyarak, “Tedvin: İlk devirden itibaren hafızalarda veya çeşitli yazılı metinlerde dağınık olarak kaydedilmiş tefsir rivayetlerinin muntazam bir şekilde bir defter veya kitap içinde toplanması” tanımını verdi ve iki döneme halinde örneklendirerek incelemelerini paylaştı.

1. Tedvin Öncesi Dönem: (Dilbilimsel tefsirin ilk nüveleri)

– Hz. Peygamber dönemi (yaptığı tefsirin nitelik ve niceliği)

– Sahabe dönemi (tefsir konusundaki avantajları)

– Tâbiîn dönemi (zamansal, mekânsal ve kültürel uzaklaşma)

2. Tedvin Dönemi: (Dilbilimsel tefsirin teşekkülü)

– Garîbü’l- Kur’ān türü eserler (Kur’ān kelimelerinin anlamı)

– Meânîl-Kur’ān ve İ’râbül-Kur’ān türü eserler

– Vücûh ve Nezâir türü eserler (Çokanlamlı kelimeler)

Mustafa KARAGÖZ: “Kur’ān ’ın Anlaşılması ve Dilbilimsel Tefsir” başlığı altında anlama-yöntem ilişkisinden bahsederek “Kur’ān’ın anlaşılmasında izlenecek uygun bir yöntemin olması gerekmektedir. Tek bir anlamı dayatmaktan ziyade, anlaşılanın doğru mu yanlış mı olduğunu belirlemeye katkı sağlayan, en azından yanlış anlamaları eleyen bir yöntem” vurgusunu yaparak Kur’ān’ın anlaşılmasında dilbilimin işlevini açıkladı.

28.12.2013_2

Sonuç olarak “-Dilbilimsel Tefsirler, Kur’an’ın anlaşılması konusunda dille ilgili sorunların çözümünde yardımcı olur. - Dilbilim, Kur’an’ın anlaşılmasında vazgeçilmemesi gereken bir yöntemdir. Bir anlamın yanlışlığını ortaya koymada en önemli kıstastır. - Ama tek başına yeterli değildir. - İlk üç asır, tenzil dönemine yakın olması nedeniyle önemlidir. - Çağdaş dönemde ortaya çıkan yaklaşımların geleneğimizde tekabüllerinin bulunup bulunmadığının ve aradaki benzerlik ve farklılıkların tespiti önemlidir.”

Konferansın sonunda Sayın Doç. Dr. Mustafa KARAGÖZ’e Enstitü Başkanı Halil Rahman Açar tarafından, günün anısına bir plaket takdim edildi.

 

Kur’an’da Boşanma

21 Aralık 2013 Cumartesi saat 14.00’de Enstitümüz Zemahşeri salonunda, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selahattin EROĞLU’nun “Kur’an’da Boşanma” konulu konferansı yapıldı.

21.12.213_1

Selahattin EROĞLU: Konu ile ilgili olarak, daha önceden (1979 yılında İngiltere’nin Exeter Üniversitesinde) yapmış olduğu “Kur’an’da Boşanma” konulu doktora tezine atıfta bulunarak, bu tezinin Enstitünün yayın dünyasına çıkmasını sağladığından dolayı teşekkürleriyle başlayarak; İnsanlık tarihi kadar eski olan, aile kurumunu ilgilendirdiği için de önemli olduğunu belirti.

Selahattin EROĞLU: İslam Hukuku’nun hayat hukuku olduğunu vurgulayarak, “Hayya a’lel felah” yani bu dünyada da ve ahrette de felaha ermek hedefli olduğunu söyleyerek, konuya yardımcı olabilecek ilim dallarından faydalanılarak çözüm üretilmesi hedeflenmesi gerektiği üzerinde durdu ve konuyla ilgili olarak, boş bir sözlerle (üç kere boş ol, üçten dokuza boşol… vb.) aileye son verilemeyeceğini belirtti.

Selahattin EROĞLU: Kur’an’da ilgili ayetlerden böyle bir sonuç kesinlikle çıkmayacağını belirterek, nikahın tekliğine vurgu yaptı ve “evlilik aktinin geçicilik mefhumunu barındırmaz” olduğunu söyledi. Bununla birlikte Kur’an’da “maruf” yani en güzel şekilde yol gösterin tabiri ile de boşanmaya yol verildiğini izahladı.

21.12.213_2

Konferansın sonunda Sayın Prof. Dr. Selahattin EROĞLU’ya Enstitü üyesi Cengiz MIZRAK tarafından, günün anısına bir plaket takdim edildi.

 

Doğu ve Batı Arasında İSLAM

14 Aralık 20113 Cumartesi saat 14.00’de Enstitümüz Zemahşeri salonunda Bosna-Hersek ilk Kurucu Cumhurbaşkan Aliya Ali İZZETBEGOVİÇ’in “Doğu ve Batı Arasında İSLAM” adlı kitabının tanıtımı ve değerlendirmesi Enstitü Üyemiz Sezai İNEM sunumu ile yapıldı.

14.12.2013_Resim

Aliya Ali İZZETBEGOVİÇ; kitabının giriş kısmında “Çağdaş dünya ideolojik çatışma içinde bulunmaktadır. Hepimiz bu çatışmanın içindeyiz. Bu büyük karşılaşmada İSLAM’ın yeri nerededir? Bugünkü dünyayı şekillendirmede İSLAM’ın rolü var mıdır? Bu kitap işte bu soruyu cevaplamaya çalışacaktır.” Yazarak kitabın yazılış amacını koymuştur.

Yine en eski zamanlardan beri dünya görüşlerini üç kümede toplayarak (1-Dini “ruh”, 2-Materyalist “madde”, 3-İslâmî “insan”); bütün ideoloji, felsefe ve düşünce sistemlerinin bu temel dünya görüşlerine dayandığını belirterek, “Zıddiyetler Cetveli” oluşturmuş ve katı bir sınıflama olduğunu kabullenmiş, ama bu katılıktan kaçınamayacağını belirtmiştir.

14.12.2013_cetvel_son

Aliya Ali İZZETBEGOVİÇ; “bu varlığı biz inkar edebiliriz, ama onların dışına çıkmamız mümkün değildir. Hayat, onu ne kadar anladığımıza bağlı değildir. Mesele, isteyerek ve nihaî manayı anlayarak yaşayıp yaşamayacağımızdır. İslâm’ın işte en derin mânâsı buradadır. İnsanın “dünyanın içine” veya “sosyal hakikatin içine” itildiği andan beri bu böyledir.” der.

“İslam: Özünü göz önünde tutarak diyebiliriz ki, dünyanın esas özelliği olan bu düalizmi evvelâ anlamak ve kabul etmek; ondan sonra da onu yenmek yoludur. “İslami” terimiyle hazır çözümden çok metot kastedilmekte ve bu terim birbirine zıt umdelerin sentez prensibini dile getirmektedir.”tanımını yaparak.

“Müslüman ülkelerin bu bağımsızlaşma süreci fikren ve siyaseten devam edecektir. Doğu ile Batı arasında geçmişte birçok defa bu köprü vazifesini görmüş olan İslâm, kendi öz vazifesine müdrik olmalıdır. Üçüncü orta yol, yani İslâmî yolun mânâsı işte budur.” der.

Aliya Ali İZZETBEGOVİÇ; Bu kitap teoloji değildir; yazarı da teolog değildir. Bu bakımdan kitap, doğrusu aranırsa, İslâm’ı bugünkü neslin konuştuğu ve anladığı dile «tercüme» teşebbüsüdür.”diyerek kendi kitabını kendisi bu şeklide değerlendirir.

 

Kuantum Fiziğinin Felsefi Sonuçları

30 Kasım 2013 Cumartesi saat 14.00’de Enstitümüz Zemahşeri salonunda, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı, Yrd. Doç. Dr. Şevki IŞIKLI’nın “Kuantum Fiziğinin Felsefi Sonuçları” konulu konferansı yapıldı.

Şevki IŞIKLI; “Kuantum nedir?” sorusuna “Doğanın sonsuzca bölünebilirliğine karşı bir tez, yani süreksizliği önerir.” cevabından sonra “Sürecin nasıl geliştiği?” sorusuna “Fizikte bundan sonra daha temel keşifler yapılamaz.” ve “Fizik bitmiştir; yapılacak tek şey, daha hassas hesaplamalar yapmaktır.” değerlendirmelerine karşı “Kim ne dedi?” sorusuyla “Einstein 1926’da kuantum fiziğinin elde ettiği daha fazla başarı, daha fazla aptallıktan başka bir şey değil.” görüşünü dile getirerek, Bohr-Einstein karşılaşması ve “Niels Bohr: Kuantum fiziğini anladığında şok olmayan biri onu anlamamış demektir.” düşüncesini dile getirdi.

30.11.2013_1

Kuantum fiziğini nasıl anlayabiliriz? (Yöntem) sorusuna “Descartes: Gerçeği arayanın, hayatında bir kez tüm nesnelerden gücünün yettiğince kuşku duyması gerekir.” düşüncesini ortaya koyarken “Robert Gilmor: İnsanlar anlamak sözcüğünden çoğu zaman kendilerine bir şey açıklandığında, bunu anlamlı ve mantıklı bulmalarını kastettiklerini sanıyorum. Yani halihazırda bildikleri ile, inandıkları şeyler ile tutarlı olmasını. Bununla birlikte gerçekten yeni bir şeye baktığınızda böyle bir şey bekleyemezsiniz. Keşfettiğiniz şey tuhaf, şaşırtıcı ve çoğu kez de kabullenilmesi zor bir şey olacaktır.” tespitini vurguladı.

“Siyah cisim ışıması: E= nhv Planck hipotezi h=6,625.10-34” başlığı altında “Maxwell elektromanyetik denklemlerinin öngörüsü: Çekirdek etrafında hareket eden elektron çekirdeğe sarmal biçimde düşmesi ve sonsuza doğru artan yoğunlukta elektromanyetik dalgalar üreterek yok olması gerekir” düşüncesine karşın oysa “Atomların görece kararlılığı” söz konusu olduğunu belirtti ve bunun ardına “Işıma yapan enerji sürekli salınmaz, sadece tek tek enerji paketleri yayımlar (süreksizlik ve kuantizasyon). Madde çeşitli frekanslarda enerji paketleri taşır. Madde: Uzay, zaman ve kütle (hız, enerji, momentum) olarak vardır.” tespitini yaptı.

30.11.2013_2

“Fotoelektrik etki” başlığı altında da “Işık huzmesi, foton adı verilen enerji paketçikleriyle taşınır.” tespiti ile kuantum hipotezi fark ediliyor ve ışığın dalga değil parçacık olduğu kanaatinin oluştuğunu vurgulayarak, “Bohr Atom Modeli(Kuantize olmuş atom)”, “Çifte yarık deneyi”, “Aspeck deneyleri” ve “Bell eşitsilikleri” den bahsederek bunlardan sonra “Türetilen İlkeler” sıraladı.

A- Kesinliğe karşı kesinsizlik

B- Yerel-gerçekliğe karşı dolanıklılık, yerel olmama, süperpozisyon

C- Tümevarıma karşı bütüncüllük: Bütünden parçaya

D- Sürekliliğe karşı süreksizlik

E- İndirgemeciliğe karşı

F- Tümellik

G- Bağlamsallık

Sonuç: Kuantum fiziği, kavramsal ve sorunlarla sarmalanmıştır. Onu anlamak için gerçeğe bakışımızı tümüyle değiştirmemiz gerekir. Yeni bir dil ve mantığa ihtiyaç vardır. Çünkü sağduyumuzla karşıtlık içindedir.

30.11.2013_3

Konferansın sonunda Sayın Yrd. Doç. Dr. Şevki IŞIKLI’ya Enstitü Üyesi Ahmet DURSUN tarafından, günün anısına bir plaket takdim edildi.

 

TÜRKÇE SES BİRİMLERİN MR İLE GÖRÜNTÜLENMESİ

23 Kasım 2013 Cumartesi saat 14:00’de Enstitümüz Zemahşeri salonunda, Gazi Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Batı Dilleri ve Edebiyatı Anabilim Dalı, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Güven MENGÜ’nün “Türkçe Ses Birimlerin MR ile Görüntülenmesi” konulu konferansı yapıldı.

23.11.2013_1

Güven MENGÜ; Manyetik Rezonans’ın (MR), temeli hidrojen atomunun içinde tek protonun salınımının, radyo dalgalarıyla etkilemek sonucunda elde edilen bir tür görüntüleme olduğunu, dolayısıyla insan vücudundaki su bulunan dokuların görüntülenmesinin temelini oluşturduğunu belirterek, Türkçe ses birimlerin MR aygıtlarıyla ses üreten organlarının görüntülenerek bir takım yapılar ortaya çıkardıklarının vurguladı.

23.11.2013_2

Türkçede ünlü seslerin, insan baş ve boyun kısmının yan kesiti ile MR görüntülerini vererek, Türkçe ses birimlerin morfolojik yapılarını anlatmaya başlayan Güven MENGÜ, daha sonra ötümlü(ses telleri ile çıkartılan) ve ötümsüz(ses telleri kullanılmadan çıkartılan) ünsüzlerin MR görüntülerinin sunumunda seslerin hava baskıları sonucu patlamalı olarak, ötümsüz elde edilişinden bahsederek, ötümlü seslerin çıkarılış yapılarında ses organlarının durumlarından söz ederek, hareketli ve hareketsiz konuşma organlarının birbiriyle etkileşimi ve hava sütununun değişik engellere çarpması sonucunda ortaya çıktığını söyledi.

23.11.2013_3

Konferansın sonunda, Yrd. Doç. Dr. Güven MENGÜ,ye Enstitü Üyesi Abdullah İbrahim ÇALIŞIR tarafından, günün anısına bir plaket takdim edildi.

 

TÜRKÇENİN GÜCÜ

16 Kasım 2013 Cumartesi saat 14:00’de Enstitümüz Zemahşeri salonunda, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ÖZBAY’ın “Türkçenin Gücü” konulu konferansı yapıldı.

16.11.2013_1

Hüseyin ÖZBAY; Dilin sadece bir araç olmadığını ve bir takım sonuçları içerdiğini belirterek, “Ağzımızda tat alma organı dili kullanarak “dili” gerçekleştiriyoruz.” açıklaması ile gerçekleştirme aracından vazgeçmenin, sonuçlardan da yani kültüre ait olan her şeyden de vazgeçmiş olacağımızı vurguladı.

Türkçenin içerde örselenen dışarıda son derece önem verilen bir dil olduğunu söyleyerek Türkçe öğrenme isteğinin arttığını, hiçbir türkoloğun Türkçe hakkında olumsuz değerlendirme yapmadığını, hatta türkoloji uzmanlarının Türkçeyi harika bir dil olarak gördüklerini vurguladı. Türkçenin bilimsel olarak yüceltilirken kültürel olarak aşağılanması çelişkisi ile karşı karşıya olduğumuzu ve bu durumun Türkçeyi tartışılır kıldığını belirtmiştir.

16.11.2013_2

Türkçenin “merkezinin oynak bir dil” olduğu vurgusunu yaparak; Çin’de, Sibirya’da ve Balkanlar’da sürekli yer değiştirerek formlaştığını ve yirmi kadar ayrı lehçenin konuşulduğu tek dil olduğunun tespitini yaptı.

Türkçenin; millet karakteri ile dil karakteri özdeşliği kurarak en önemli niteliksel gücünün fiil (hareket) dili olduğunu vurgulayarak, “Türkçenin Gücünün” nesnel (durum) gücü (tarihin en eski dili, en geniş etnik dil coğrafyası ve en çok dil nüfusu) ve nitelik gücü (aksiyonel  dil, sıfat bakımından zayıf ancak sade dil oluşu) olarak iki ana başlık altında mukayeseli üstünlüklerinden bahsederek, Türkçenin “morfolojik dil” (eklerle anlatım) özelliğinin türev gücünü yüksek kıldığını belirtti.

16.11.2013_3

Konferansın sonunda, Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ÖZBAY’a, Enstitü Üyesi Prof. Dr. Yaşar AYDEMİR tarafından, günün anısına bir plaket takdim edildi.

 

Enstitümüz Aile Birimi tarafından düzenlenen “Ağız ve Diş Sağlığı”

9 Kasım 2013 Cumartesi saat 14:00’de Enstitümüz Zemahşeri salonunda, Sincan Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi Dt. Volkan SOZAN ile “Ağız ve Diş Sağlığı” konulu söyleşi yapıldı.

9_Kasim2013_3

Volkan SOZAN; Ağız ve dişlerin vücudun dışarıya açılan ve dışarıdan içeriye besin olarak girişin yapıldığı tek organ olması nedeniyle sağlığının önemini belirterek, dişlerimiz, dişin sert dokuları, bağ dokusu, dişlerin oluşumu, oral mukoza, mikrobiyal flora ve ağız boşluğu ve tükrük konularından bahsetti.

Ağız ve diş sağlığına dikkat edilmediği taktirde bu organlarla birlikte vücudun bütün organlarınında etkileneceğini belirterek, dişlerin hergün düzenli olarak temizlenmesi gerektiğini vurguladı. Aksi takdirde dişlerde sert diş plağı tabakası yani taş oluşur ve sadece diş hekimi tarafından temizlenebileceğini belirterek, altı ayda bir doktora muayene olunması gerektiğini söyledi.

9_Kasim2013_2

Söyleşinin sonunda Sayın Volkan SOZAN’a Enstitü adına yönetim kurulu üyesi Battalgazi ALICIOĞLU tarafından, günün anısına bir plaket takdim edildi.

 

Öğrenmeyi Öğrenme

2 Kasım 2013 Cumartesi saat 14:00’de Enstitümüz Zemahşeri salonunda Kişisel gelişim uzmanı Adem KARAFİLİK ile “Öğrenmeyi Öğrenme” konulu söyleşi yapıldı.

DSCF1108

Adem KARAFİLİK; Öğrenmenin yaşam boyu devam eden, insanı oluşturan tüm unsurları doğrudan ilgilendiren ve etkileyen aktif bir süreç olduğunu vurgulayarak, insan için anne karnında başlayan öğrenme serüveninin hayatın içinde daha da artarak devam ettiğini ve hayatın verimliliği ve yaşanabilirliliği öğrenmeye verilen önemle değerini bulacağını belirtti.

İnsanın gerçek anlamda var olması, bilgisi ve bu bilgisini kullanma ölçüsünde değer oluşturmasıyla mümkün olduğunu vurguladıktan sonra bilgiye ulaşmak için insanın kendini tanıması ve öğrenme becerilerini çalışma stratejileriyle geliştirmesi gerektiğini belirterek, çalışma strateji ve tekniklerinden ana hatlarıyla bahsetti.

Söyleşinin sonunda Sayın Adem KARAFİLİK’e Enstitü adına yönetim kurulu üyesi Atila KAYNAK tarafından, günün anısına bir plaket verildi.

DSCF1113

 

Türkçenin Istılāh Mes’elesi

26 Ekim Cumartesi saat 14:00’de Enstitümüz Zemahşeri salonunda Hacettepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Ş. Alparslan YASA “Türkçenin Istılāh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar” adlı kitabının tanıtımını ve değerlendirmesini yaptı.

yesevizade1

Yazarımız; “Tarihi Türkçenin” malı olmuş “İslam Medeniyeti” kaynaklı kelimeleri dilden tasfiye gayreti içinde, mütemâdiyen ve planlı bir şekilde onların yerine yeni kelimeler ortaya atılmakta ve bu resmi dayatmalarla yaygınlaştırılmaktadır. Üstelik bunların büyük bir kısmının bilimsellikten uzak uydurmalar olduğunu vurgulayarak hattâ Fransızcadan (“Frenkçe”den) devşirmelerin de yapıldığını belirtiyor.  Bunada “Güneş-Dil (sahte) Teorisi” alet edilerek “Öztürkçe” adı altında resmi dil statüsü kazandırıldığını söyleyerek, “Türkçe”nin fetret devrini yaşadığı tespitini yapmaktadır.

yesevizade2

“Resmî Temessül İdeolojisi” olarak adlandırdığı bu stratejik oluşumun, kimler tarafından ve nasıl yapıldığını bu kitabında belge ve örnekleriyle ortaya koyduğunu belirterek, bu kitabını tamamlayıcı yeni bir çalışmasının da bitmiş ve kitap olarak basıma hazır oldugunu söyledi.

Değerlendirmenin sonunda, Dr. Ş. Alparslan YASA’ya, Enstitü Başkan Yrd. Şevki TEKE tarafından, günün anısına bir plaket takdim edildi.

 

KİTAP TANITIMLARI

Enstitümüzde 2013 yılı Eylül ayı içerisinde yapılan kitap tanıtım etkinliğinde; Dr. Murat W. Hofmann tarafından kaleme alınan bir dizi eser tanıtıldı.

Birinci oturumda, “İslam Gerçek Alternatif” isimli eser, Asuman Arslan; 3.Bin Yılda Yükselen Din İslam” adlı eser de Saime Bedir tarafından takdim edildi. İkinci oturumda ise Hofmann’ın “Kur’ān” adlı eserini Filiz Sakin; “İslam’ı Anlamak” isimli eseri de Canan Okur tarafından tanıtıldı.

Etkinlik, her bir eserin tanıtımı sonunda dinleyiciler tarafından yöneltilen sorular,  katkılar, eser üzerinde muhakemelerle sürdürüldü ve bu tür etkinliklerin devamının yararlı olacağı vurgulanarak son buldu.

21.09.2013-1

21.09.2013-2

28.09.2013-1

28.09.2013-2


 

"KUR'AN FENOMENİ"

29/06/20013 tarihinde saat 14:00’de Enstitümüz Zemahşeri salonunda Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Halil Rahman AÇAR tarafından Cezayirli düşünür Malik Bin Nebi’ye aitKur’an Fenomeni adlı kitabın tanıtımı ve değerlendirilmesi yapıldı.

29.Haz.2013

" 'Kur’an’ı nasıl doğru anlayabiliriz?’ ‘Yeni anlayış nasıl mümkün olabilir?’ ‘Kur’an’i şuur, peygamberi şuur ve beşeri şuur ne demektir?’ ‘İslam düşüncesinin özgünlüğü nerededir?’ ‘Kur’an çağımıza ne söyler?’ ’’ sorularına kitapta cevapların arandığı ve aşağıdaki bölümlere yer verildiği belirtildi.

1. Bölümde Din Fenomeni ele alınmış, fıtri mi? kültürel mi? olduğu tartışılmış, çözümün Metafizik sisteminde olacağı gösterilmiştir. 2. Bölümde Dinin temsilcisi Peygamberin hareketinin farklı muhitlerde değişik tezahürler ettiğine dikkat çekilmiş. 3. Bölümde yazar, İslam’ın kökeni olarak Kur’an’ın güvenirliğinin şifahi ve yazılı aktarımla gerçekleştirildiğini, hadislerin ise Kur’an metni gibi mevsukiyetinin bulunmadığını, bu nedenle eleştirel inceleme ve araştırmadan sonra kullanılmasının gerekliliğini, hür akıl ve sistematik şüpheye yer verilmesini önerir. 4. Bölümde Elçinin hayatı,  Kur’an öncesi ve sonrası olarak ayrımlar. 5. Bölümde Vahyin, ilham ve sezgiden farkını ortaya koymaya çalışır. 7. Bölümde Sübjektif Şuur başlığı altında Kur’an ifadelerinin Gayri Şahsiliği ve sorunun Metafizik ilgisini görür. 8. Bölümde Peygamberin Kur’ani şuurunun, Kur’an’dan önce değil sonra başladığına dikkat çeker. 10. Bölümde Vahyin Fenomenal Özellikleri olarak; Kısım kısım inmesi, bunun hikmetinin misyonunun hayata geçirebilmesi olduğunu belirtir ve Vahyin Niteliği konusunda beşeri kavrayışa indirgenemeyen kavrayışların mevcudiyetinden söz eder. 11. Bölümde Kur’an’ın Yönlerini, Müteşabih Ayetler, Zıt Anlatımlar, Metaforlar şeklinde işler.

Toplantı katılımcıların soru ve görüşleri ile son buldu.

 

KİTAP TANITIMLARI

GulsumKocakaya

Enstitümüzde 2013 yılı Haziran ayı içerisinde yapılan bir dizi kitap tanıtımlarında; Hasan HANEFİ ve Muhammed El CABİRİ’nin diyaloğlarını içerenDOĞU BATI Tartışmaları adlı kitap Şevki TEKE tarafından, Hamdi TAYFUR’un kaleme aldığı AKLETME ÜZERİNE adlı kitap Cengiz MIZRAK, Baddalgazi ALICIOĞLU ve Vohid MATKARİMOV tarafından tanıtıldı.

YasTeke

ZeynepGuler

R. GANNUŞİ’ye ait KUR’AN’DA KADIN adlı kitabı Gülsüm KOCAKAYA, Zeynep GÜLER ve Yasemin TEKE sundular. Malik Bin NEBİ’ye aitDÜŞÜNCELER adlı kitabı M.Tarık YURT takdim etti.

Bad_Alcglu

Vohyd

T.Yurt

__________________________________

 

Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı

Derneğimiz Genel Kurulu Yönetim Kurulunca yapılan çağrı üzerine 16.06.2013 tarihinde Dernek merkezinde olağanüstü toplanarak; yönetim kurulu asil üyeliklerine Şevki TEKE, Gülsüm KOCAKAYA, Halil Rahman AÇAR, Baddalgazi ALICIOĞLU ve Atila KAYNAK’ı; Yönetim Kurulu Yedek Üyeliklerine; Sezai İNEM, İsmihan YURT, Mücahit YEŞİL, M. Tarık YURT ve Cengiz MIZRAK’ı, Denetim Kurulu Asil üyeliklerine; Prof. Dr. Yaşar AYDEMİR, Ahmet DURSUN ve Ayşe Sevim MIZRAK’ı; Denetim Kurulu Yedek Üyeliklerine; Müslüm KANKILIÇ, Yasemin TEKE ve Leyla İNEM’i seçmiştir.  Yeni Yönetim Kurulu görev dağılımı için daha sonra toplanarak yaptığı açık oylama sonucuna göre; Yönetim Kurulu başkanlığına Doç. Dr. Halil Rahman AÇAR’ı, Başkan Yardımcılığına Şevki TEKE’yi, Saymanlığa Baddalgazi ALICIOĞLU’nu, İdari işlere Gülsüm KOCAKAYA’yı ve Halkla ilişkileri yürütmek üzere Atila KAYNAK’ı oybirliği ile seçmiştir. Yeni Yönetim Kuruluna çalışmalarında başarılar dileriz.

____________________________________

ENSTİTÜMÜZ TARAFINDAN ANKARA’DA

1. ULUSLARARASI KUR’AN’I YENİDEN DÜŞÜNME

İLMİ TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

ADN_1992_800x531

3-4-5 Mayıs 2013 tarihleri arasında Ankara Gür Kent Otel’de, 22 ülkeden 65 ilim insanının katılımıyla Kur’an’ı Yeniden Düşünme İlmi Toplantısı yapıldı ve 50 bildiri sunuldu. İlgiyle izlenen toplantıda İngilizce, Arapça, Farsça ve Türkçe bildirilere yer verildi. Aynı zamanda dinleyicilere anında çeviri hizmeti sunuldu. Her bildiri sonrası müzakerelere imkān verilerek sorular cevaplandırılmaya çalışıldı.

 

Rippin

Mir

ADN_2303_800x531

ADN_3770_800x531

ADN_3760_800x531

DSCF0486_800x225

ADN_3940_800x531

En kısa zamanda bildirilerin tamamının Türkçeye çevirilerek, basılıp istekli okurlara ulaştırılması amaçlanılmaktadır.

Emeği geçen herkese teşekkür eder yeni ilmi toplantılarda buluşmak dileğiyle.

Toplantı Oturum Fotoğrafları için tıklayınız

Genel Sempozyum Fotoğraflarıiçin tıklayınız

       

1. Uluslararası Kuran’ı Yeniden Düşünme İlmi Toplantısı

Andrew Rippin

ANKARA—3-5 Mayıs 2013 tarihinde Ankara’da bulunan İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü Kuran’ı Yeniden Düşünmek konulu Birinci Uluslararası Sempozyuma ev sahipliği etmiştir. Sempozyumda Dünyanın yaklaşık 20 ülkesinden elli bir katılımcı tebliğ sunumu yapmış ve yarısından fazlası kadın olmak üzere, çeşitli ülkelerden 200 civarında katılımcı iştirak etmiştir ve bu başlı başına önemli bir olaydır.

Gerek sunulan tebliğler gerekse dinleyici topluluğunun kompozisyonu halkın Kuran’ın “yeniden düşünülmesi” konusuna gösterdiği ilginin açık kanıtıdır. Birçoğu Kuran’ın anlaşılabilmesi için başvurulacak en iyi yöntemin hangisi olduğu ve bu anlama sürecinin ne sebeplere bağlı olarak çok zor olduğu konularında fikir beyan etmiştir. Birçok konuşmacının dile getirmiş oldukları gibi, Kuran’ın Allah tarafından vahyedildiği konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, metnin anlaşılması için bir yöntem ihtiyacı duyulması sorunu varlığını sürdürmektedir. Tartışmalar açık gerçekleşmiştir ve sıklıkla sürprizlerle dolu olmuştur (benim gibi bir “yabancı” için) ve benimsenen samimi fakat saygılı tarz varlığını – çoğu bölümde- sürdürmüştür. Bu tarz görüş beyanları simultane tercüme yardımıyla kolaylaştırılmış ve katılımcıların tümünün dinlemesine imkân verilmiştir (bazı panellerde Arapça ve Farsça çeviri de yapılmıştır).

Akademik nitelikte ilmi çalışmaların Kuran’ın yeniden düşünülmesine getirebilecekleri herhangi bir katkı olup olamayacağı sorusu teorik bir yaklaşımı benimsemiş çok sayıda ilim adamı tarafından gündeme getirilmiştir. (Edebi, tarihi ve karşılaştırmalı dini yaklaşımlar özellikle belirgin olmuştur). Kuran çalışmaları konusunda benimsenmiş bakış açıları arasında bu tarz bir görüş alış verişi, en azından, akademik çalışmalar ve dini kaygılar arasındaki algılanan bariyerlerin kırılması yolunda bir değere sahiptir.  Dinleyicilerin ve diğerlerinin dikkatini özellikle çeken ve dikkate değer ilginin teorik derinliğini yansıtan bazı sunumlar yapılmıştır. Örneğin İran’lı katılımcıların İngilizce yapmış oldukları çeşitli sunumlar dilbilimsel yapılara odaklanmış olup genel teorik bilgiler ışığında hazırlanmıştı.  Moritanyalı/Faslı bir bilim adamı tarafından “kavama” -K. 4.34- konusunda yapılan sunum bu bloğun okuyucularının tahmin edebilecekleri gibi –çoşkulu yorumlara yol açmış ve konuşmacının Al-Jabiri, Arkoun ve Fazlur Rahman yöntemlerinin takip edilmesi gereğini vurgulama girişimlerine rağmen dinleyicilerin bu bölüme ilişkin birçok yorumu dile getirmesine sebep olmuştur.

Şüphesiz yapılan sunumların ve tartışmaların çoğunda bir kelam gündemi mevcuttu ve bu durum özellikle sempozyumun son iki kapanış konuşmasında tam anlamıyla izlenmekteydi. Ortaya çıkan açıkça önemli zorluklardan biri metindeki çoklu anlamların doğurduğu yorumsal sorunların inananların metne duydukları büyük saygının ilim adamının yapıcı analizlerinin önüne geçmesine, dolayısı ile sonucun sadece bir inanç beyanı olarak kalmasına yol açmaksızın çözülebilmesi olmuştur.  Ve, dile getirilmiş olduğu gibi, inananlar arasındaki bir başka yaygın sorun da bir çalışmanın sonuçlarının fikirlerini çok fazla etkileyebileceği korkusunu yenerek metni ele alamamaktır (ve böylece sadece “her zaman” düşünülenlerin daha fazla üzerinde düşünülmeksizin kabullenilmesine yönelmektir).  Bu tarz düşünceler özellikle bizler gibi modern islami düşünce konusundaki eğilimlerle ilgilenenler için enteresandır;  bunlar aynı zamanda Kuran çalışmalarının Avro-Amerikan geleneği bağlamında ilim çevreleri ve Türkiye gibi bir ülkede bir dinleyici kitlesine hitap ederken konuşmacıdan beklenen motivasyonlar arasında varlığını sürdüren mesafeye de işaret etmektedir.

Buradaki farka-elbette- aşinayız: bu din konusunda yapılan çalışmalarda deneyimlenen gerginlikten farklı bir şey değildir; bunu ister yerli-yabancı ikilemi olarak alın ister dini çalışmaları kelam ile karşılaştırarak tanımlama sorunu olarak değerlendirin, sonuç değişmeyecektir. Fakat bu toplantı bana göstermiştir ki, farklı bakış açıları arasında etkileşim gereği- hem iletişimin sağlanması, hem de tartışmanın her iki tarafında da mevcut önyargıların törpülenmesi açısından- açıkça ortadadır. Bu sebeple, bu sempozyum büyük bir başarı olmuştur.

Kuran’ın yeniden düşünülmesi kavramları konusunda ikinci sempozyumun gelecek yıl düzenleneceği tahmin edilmektedir.

© Uluslararası Kuran Çalışmaları Derneği, 2013. Tüm hakları saklıdır.

 

Türkiye’nin Diğer Yüzü: Kuran’ı Yeniden Düşünmek

Hadeer Nagah

Yeni Türk arkadaşım Ayşe gözlerinde yaşlarla “ Gerçekten istedim üniversiteye gitmeyi; başörtüsüyle (Hicab) bunu yapamayacağımı söylediler. Okuman gerekmiyor dediler, şimdi okumak için yaşım çok geçti” dedi bana. “Ayşe istediklerini yapman için yaşın asla geçmiş olmayacak” dedim ona ilk cevap olarak.

Ankara, Türkiye’de düzenlenen Kuran’ı Yeniden Düşünmek konulu Birinci Uluslararası Sempozyumda konuşma onurunu elde etmiş olduğum için çok mutluyum. İlk başta, yeni bir şey konuşulmayacak yine, sadece her zamanki akademik ve sıkıcı uzun tartışmalar diye düşünmüştüm, yanılmışım.

Konferans birçok açıdan kendine özgü ve özeldi; öncelikle konuşmacı seçimindeki çeşitlilik ve özen, konuşmacı kompozisyonu yerküredeki birçok üniversitede İslami çalışmalar yapan Müslüman ve Müslüman olmayan birçok ilim adamını içermekteydi. Konuşmacılar arasında saygın ve ünlü ilim adamlarının yanı sıra gençlere de yer verilmişti.

İkinci olarak: konferansta ele alınan konular Kuran’ın yeniden okunması ve düşünülmesi odağına yerleştirilmişti ve asla eskimeyecek ve güncelliğini kaybetmeyecek olan bu metnin yorumlanması için yeni metodolojilerden yararlanılmasına da imkân verecek bir yaklaşımla ele alınmaktaydı konular.

Üçüncü olarak: katılımcılar alışılagelmiş akademisyenler ve öğrenciler değildi, buradaki dinleyicilerin çoğu, nazik arkadaşım Ayşe, tek bir oturumu dahi kaçırmayan Nusiba gibi, dillerini konuşamasa bile 3 günlük sempozyum boyunca oturumlara katılarak dünyanın her yerinden arkadaşlar edinen yedinci sınıf öğrencisi İsmail gibi akademik dünyanın dışındaki kişilerdi. Dinleyici kitlesi yapılan reformların ardından Türkiye’nin yeni yüzünü yansıtmaktaydı. Bu yeni görünüm, İslami inançlarını geri almak için fakat bunu yeni modern anlayış dahilinde gerçekleştirmek için ne kadar hevesli olduklarına işaret ediyordu. Arap ve İslam eğitimi açısından kaçırdıklarını yakalamak için duydukları büyük isteği sergiliyordu. Burada önemli bir nokta daha var, eminim ki daha önce hiç böylesine ilgili ve canlı bir dinleyici kitlesine hitap etmemiştim.

Dördüncü olarak: Oturumlar boyunca ve sonrasında konuşmacılara ve tüm diğer katılımcılara gösterilen sıcak ev sahipliği ve Türk misafirperverliği grup içerisinde tam bir kardeşlik duygusu yarattı ve yemekler esnasında bir araya gelinmesiyle, aksi halde asla aynı masa etrafında bir araya gelmeyecek kişilerin zengin bir görüş alışverişinde bulunmaları mümkün oldu.

İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsüne bu mümtaz akademisyenler topluluğunu ve ilim adamlarını bir araya getirdikleri ve böylece Türk halkına İslam’ın bir çok yüzünü ve bizlere Türkiye’nin yeni yüzünü göstermiş oldukları için şapkamı çıkarıyorum.

Enstitünün kurucusu Doçent Sayın Halil Rahman Acar’a fikirleri, cömertliği ve çabaları için saygılarımı sunuyorum.

Pazar, Mayıs 19, 2013 ,

 

Kur’an Nasıl Bir Dünya Görüşü Sunar?

Abdulaziz Tantik

“I. Uluslararası Kur’an’ı Yeniden Düşünme Sempozyumu” Ankara’da yapıldı. Sempozyuma yurt içinden ve yurt dışından alanında yetkin onlarca isim bildirileriyle katıldı..

“I. Uluslararası Kur’an’ı Yeniden Düşünme Sempozyumu” 3-4-5 Mayıs 2013 tarihlerinde Ankara Gür Kent Hotel’de gerçekleştirildi. Uzun bir zaman olmuştu ilmî bir toplantıyı bu kadar yakından takip edemeyişime… O yüzden davet edildiğimde tereddüt etmeden evet dedim. Bu davet için ağabeyim Halil Rahman Açar Hocaya teşekkürü bir borç bilirim.

Yirmi üç ülkeden elinin üzerinde bilim adamının sunum yaptığı ve ülkemizin değişik üniversitelerinden katılımlarla zenginleşen çok güzel bir ilmî çalışma oldu. Öncelikle şunu söylemeliyim; toplantı neredeyse nefes alınmadan takip edildi. Çünkü sunumla birlikte, sunum sonrası soru ve yorumlarla zenginleşen oturumlar dikkatleri son derece celb ediyordu. Özellikle Türk okurunun yakından tanıdığını düşündüğüm Ziauddin Serdar’ın yorum, soru ve eleştirileri katkı sağlayıcıydı. Tabii ki diğer yazar ve hocaların da ciddi katkıları oldu. Oturumun çok güzel geçmesi için “İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü” öğrencileri büyük bir çaba ve özveri gösterdiler. Üç gün boyunca hizmet ettiler ve harika bir ev sahipliği yaptılar. Yani her yönü ile tam bir ziyafete dönüşen bir düşünce teatisi yaşandı. Zihinler çalışmaktan hiç yorulmadı.

Kimler katıldı sorusuna gelince, bazı önemli isimleri saymakla iktifa etmeliyim. Açılış konuşmasını Mehmet S. Aydın Hoca yaptı. Alparslan Açıkgenç, İbrahim Özdemir, Musa Yıldız, Bilal Sambur, Halil Rahman Açar, Said Şimşek ve başka onlarca hoca, sempozyumun yerli katılımcıları arasındaydı. Yabancılardan ise; Andrew Rippin, Mustansir Mir, Yasin Allie Muhammed, Mohd Shukri Hanapi, Bilal Orfali, Muhammed Zubair Walter H. Wagner, Konul Bunyadzade, Muhammed el-Gazali, Ghodratullah Ghorbani, Janan İzadi, Oliver Leaman, Alwani Gazali, Davut W.S Peachy gibi uluslararası isimler katkıda bulundu. Yukarıda isimleri yazılı olanlar hatırladıklarım ve notlarımda bulunanlar… Yoksa yazamadığım isimler de en az zikredilenler kadar önemli ve değerli katkılarda bulundular.

Sempozyumun üzerine bina edildiği konuları da burada kaydedelim: 1- Kur’an’ın Dünya Görüşü, 2-Kur’an’ın Araştırılması, 3- Kur’an’ın Anlaşılması, 4- Kur’an’ın Yorumlanması. Üç gün boyunca Batı’dan, Doğu’dan, Uzakdoğu’dan, Ortadoğu’dan insanlar bu meseleleri konuştu, tartıştı, yorumladı ve en önemlisi sorular sordu. Küçük bir katkı bağlamında Ziauddin Serdar’ın “Kur’an nedir, vahiy nedir?” sorusunu ısrarlı bir şekilde sorması ve üzerinde yeniden düşünülmesi gerektiğini vurgulaması, vahiy ile Kur’an arasındaki farka değinmesi önemliydi.

“Demokratik Sekülerlik” tespiti ciddi bir eleştiriyi ve anlama çabasını içermektedir Ara ara çok renkli tartışmalar yaşanmadı değil; özellikle Batılı akademisyenlerin sunumlarından sonra Müslüman kökenli akademisyen ve araştırmacılar hararetli bir tartışmaya taraf oluyorlardı. Bazen de Müslüman akademisyen ve araştırmacılar akım ve görüş farklılığından dolayı verimli ve hararetli tartışmalara girişiyorlardı. Bu, dinleyici açısından büyük bir nimet oluyordu. Böylece farklı bakış açılarını eleştirel olarak da gözlemleme imkânı hâsıl oluyordu. Fakat benim bu üç gün boyunca dikkatimi çeken şey, muhataplar arasındaki incelik oldu. Önce bunu akademik konumun getirdiği bir nüans olarak düşünmüştüm. Ama gün geçtikçe bu tarz yaklaşımın güzelliği daha da aşikar oluyordu. Önce muhatabını dinlemek, sonra onu takdir etmek ve sonra da eleştiri ve yorumunu yapmak… Bu durum stresi yok ederken, harareti ise söndürmüyordu. Benim aklımda iz bırakan bir durumdu bu… Üç gün boyunca tartışmalar adap dairesinin dışına hiç taşmadı. Bundan sonraki oturumlar için de iyi bir ölçü oluşturdu diyebilirim. Sempozyumun içeriği de sunumu kadar iyiydi. Özellikle ciddi tartışmaları beraberinde getirecek içerikler mevcuttu. Bu içeriklerin tartışılması ve bunlar üzerinden yeni bir eleştiri geleneğinin oluşumu önemli olmalı…

Açılış konuşması bu bağlamda çok önemliydi. Akademisyen, düşünür ve filozof boyutunun yanında siyasal kimliğe de sahip olan Mehmet S. Aydın Hoca’nın konuşması kayda değer tespitler içeriyordu. Tarihsel sürece değindiği konuşmasında Kur’an’ı yeniden yorumlamanın sürekliliğine, her sosyolojik gerçekliğin yeni bir yoruma kapı aralamasına ve Türk düşüncesi bağlamında Türk Müslümanlığına yaptığı vurgu ile birlikte “Demokratik Sekülerlik” kavramına yaptığı vurgu ilginç ve bir o kadar da tartışmaya açık bir alanı işaret ediyordu. Kavramın kendisinin Müslüman zihinde oluşturduğu negatif boyut bir başka nokta olmakla birlikte Türk ve Müslüman kavramlarının gelişim çizgisi bağlamında yeni yorumun modern çıkmazı aşan bir konuma yönelmesi önemliydi ve sempozyumun en temel vurgusu oldu.

“Demokratik sekülerlik” kavramı entelektüel ve akademik düzeyde pek tartışılmadı, en azından benim gözlemim bu… Ancak laiklik, sekülerlik vb. Batılı kavramlarla Müslümanlık arasındaki ilişki hep netameli ve eleştirel bir tutuma haviydi. Hâlbuki modernliğin geliştirdiği zihnî konumu hesaba kattığımızda Müslüman zihnin algısal dönüşümünü nasıl açıklayacaktık? Özellikle de olgu-değer ilişkisi üzerinden meselenin nasıl tanımlanacağı önemli değil mi? Bu konuda neler söylendi? Ve mesele tam olarak sorulaştırılabildi mi? Ki sorunun çözümüne yönelik ciddi adımlar atılabilirdi. Maalesef bu konuda ciddi bir eksiğimiz var. Eleştirel tutumumuzu daha çok ideolojik beğeni ile tamamladığımızdan konuyu nesnel bir zeminde tartışmaktan kaçınıyoruz. Bu yüzden Mehmet S. Aydın Hoca’nın bu tespiti ciddi bir eleştiriyi ve anlama çabasını içermektedir.

Demokrasi ve sekülerlik kavramlarını Batılı hinterlandından kurtardığımızda onu yeniden tanımlama ve içeriklendirme imtiyazı kazanacağımızı düşünüyorum. Bunu yapmadan bu kavramların bizi taşıyacağı yerin pek de bizim kabulleneceğimiz bir nokta olmayacağını düşünüyorum. Çünkü ikifarklı dünya görüşünün kavramlara aynı anlamı yüklemesi beklenemez. Bu yargı üzerinden Hoca’nın söylediklerini tartışmaya değer buluyorum.  Kur’an’ın oluşturduğu dünya görüşü ile Müslümanların dünya görüşü farklı

Sempozyumun dört  ana konudan oluştuğunu söylemiştik: Ama açılış bildirileri de çok önemliydi. İkinci açılış bildirisini Andrew Rippin (Victoria Üniversitesi Kanada) sundu. ‘Kur’an’ın Çağdaş Akademik Okunuşu Üzerine’ başlıklıydı bu bildiri… Konuşma, Kur’an’ı yorumlamanın farklı yöntemlerinin tarihçesi üzerine kurulu idi. Bunlar üzerinden özellikle sure bütünlüğünün önemine vurgu yaptı. Yani Kur’an’ı anlamak için sure bütünlüğünü dikkate aldığımızda, her surenin kendi bütünlüğü üzerinden Kur’an’ın bütünlüğüne yönelebiliriz. Farklı yöntemlerin birbirleri ile ilişkisi ve farklılığın sonuçları üzerinde de duruldu bu bildiride. İkinci konuşmacı Mustansir Mir (Youngstown Üniversitesi-ABD) ‘Kur’an’da Tutarlılık, Bağlam ve Süreklilik’ adlı sunumunu yaptı. Bunu ‘nazm’ dediği bir kavramsallaştırma üzerinden betimledi. Devamlılık (süreklilik), tutarlılık ve içerik kavramları üzerinden Kur’an’a bakmanın imkânını tartıştı ve özellikle de “bağlam” kavramının önemine vurgu yaptı. Bu iki sunumdan sonra hararetli bir tartışma yaşandı. Özellikle müsteşrik bakış açısına gönderme yapıldı, Arapça inmiş bir Kur’an’ın varlığı üzerinden Arap diline vurgu yapıldı. Müslüman olmak ile Kur’an’ın anlaşılması arasındaki bağa da değinildi.

“Kur’an’ın Dünya Görüşü” üzerine bir panelle sempozyum devam etti. Konuşmacılar Alparslan Açıkgenç, Yasin Allie Muhammed ve Mohd Shukri Hanapi idi. Her üç konuşmacı da “Kur’an’ın Dünya Görüşü”nü anlatırken son konuşmacı gelişim sürecine de değindi. Oturum başkanlığını da İbrahim Özdemir Hoca yaptı.

“Dünya Görüşü” kavramsallaştırması elbette ki Batılı bir dünya görüşüne bağlıdır. Ayrıca hitabî bir kitaba sahip kültürün dünya görüşünü oluşturması beklenmemelidir. Hayatın içinden hayatı düzenleyen ve ilahi müdahale ile gerçekleştirilmiş inşa ameliyesi ancak ilk üç yüz yıldan sonra ‘dünya görüşü’ kavramsallaştırmasına uygun bir düşünsel bütünlüğü oluşturmuştur. Yani dünya görüşü aynı zamanda bir felsefî yaklaşım biçimiyle de ilişkili… O yüzden önüne İslam veya Kur’an getirildiğinde dünya görüşünün ilahi bir mahiyet kazanacağını düşünmek yanlış olur. Ama zaten sempozyum okuma, anlama ve yorumlama üzerine kurulu olduğu için dünya görüşünün onu sunan kişiyle de ilişkili olduğunu söylemek mümkün… Bu, o dünya görüşünün ilahi boyutunun olmadığı anlamını da taşımaz ayrıca. Ama bu ikili tutumu sürekli göz önünde tutmalıyız. Çünkü her yorumlama kişisel bir bakışı sunduğu gibi kaynağının da ilahi olduğunu unutmadan değerlendirmeye tâbi tutmalıyız.

Alparslan Hoca meseleyi büyük bir vuzuhla açıkladı. Ama konuşmada en önemli bulduğum nokta; Kur’an’ın oluşturduğu dünya görüşü ile Müslümanların bu dünya görüşünden hareketle oluşturdukları dünya görüşü arasındaki farka çektiği dikkatti. Hayatın bütününü kuşatan bir bakış açısının varlığının dünya görüşünü zorunlu kıldığı ve bu bütünlük içinde okuma, anlama ve yorumlama faaliyetinin yapılması gerektiği tezi önemliydi. İkinci konuşmacının konusu ahlak üzerineydi. “Kur’an’ın Ahlak Görüşü”nün ortaya çıkarılması için ontolojik, epistemolojik, metafizik ve etik alanlarında çalışmalar yapılıp bu çerçeve içinde dünya görüşünün değer-eylem, kader-özgürlük ve niyet-amel ilişkisi hesaba katılmalı dendi. Üçüncü konuşmacı ise tasavvur kavramı üzerinden “Kur’an’ın Dünya Görüşü”nün gelişimini, ayetleri baz alarak yaptığı çalışmayla sundu. “Dünya görüşü üzerinden İslami bir kalkınma modeli geliştirilebilir” dedi.

Bunun için Allah-Yaratıcı-İnsan kavramlarının izini sürerken aynı zamanda insanın yaratıldığı gibi kaynakların da yaratıldığını dile getirdi. Bu çerçeve içinde tevhit, ubudiyet, yeryüzünün halifesi olan insan, doğal kaynaklar, dünya, ahiret gibi temel kavramların dünya görüşündeki yerine göndermeler yaptı. Burada özellikle kalkınma meselesini gündemleştirmesi, Batı dışında da bir kalkınma modelinin oluşturulabileceğine yaptığı vurgu önemliydi. Önemini ise tabi ki “Kur’an’ın Dünya Görüşü” üzerinden bunu temellendirmesinden alıyordu.

Oturum sonunda konu müzakereye açıldı. Özellikle dünya görüşünün ilahi bir kitap üzerinden temellendirilmesi totaliterliği ve otoriterliği tartışma alanına taşıdı. Dolayısı ile meselenin insanî boyutunun varlığına göndermeler yapıldı. Ayrıca Ziauddin Serdar’ın bu noktada vahiy ve Kur’an ayrımına yaptığı vurgu ve sorulaştırması önemliydi. Özellikle dünya görüşü ve kent arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Dil ve kentin oluşum ilişkisi bağlamında eleştirel bir tutumu öne çıkardı. Dil-Bağlam ve Kur’an ile Hz. Muhammed (sav) arasındaki bağa gönderme yaparak görüşlerini aktardı. Spesifik olanla evrensel olanın nasıl belirleneceği, konunun modern çağa yorumunun nasıl yapılacağı gibi çeviri farklarının dünya görüşüne nasıl etki edeceğinin hesaplanıp hesaplanamayacağına ve en önemlisi öğrenme ile tevazu meselesinin önemine vurgu yaptı. Kur’an’ı yorumlarken metin merkezli bir yaklaşım doğru olur Sonraki oturumlar çeşitlendi ve aynı zaman diliminde farklı üç oturum gerçekleştirilince bazı oturumları doğal olarak kaçırdık. Ama izlediğim oturumların hepsinde büyük bir canlılık ve dinamik bir tartışma zemini olması dikkatimi çekti. Çok verimli geçiyordu. Eleştiri, soru ve yorumlar üzerinden konu hem açıklık kazanıyor ve hem de derinliğine kapı aralıyordu. Bu oturumlardan bir iki örnek üzerinden meseleyi toparlamam lazım…

İranlı bir konuşmacı, Leyl Suresi’nden “En güzel sözü tasdik eden ve verene kolay olan kolaylaştırılır, en güzel sözü yalanlayan ve cimrilik edene gelince zor olan ona kolaylaşacaktır” ayetleri üzerinden varlığın hakikate açıklığını konu olarak seçmişti. Batıdan Heidegger ve İranlı Sühreverdi üzerinden konuyu anlattı. Her iki düşünür de varoluşçu düşünürlerdir ve önemleri bir başka bilme imkânının varlığını düşünmeleridir. Bu çerçeve içinde varlık iyi işler yaptığı zaman kendisine bilme imkânı bahşediliyor. Kişi kötü eylemler yaptığı zaman ise bilmeye kapalı hale geliyor. Çünkü kötülük hakikate ve bilgiye kapalılığı doğuruyor, kötülük eylem olarak kişinin gerçeğe ulaşmasına perde oluşturuyor. Ama iyilik tam tersine kişiyi açık hale getiriyor. Çünkü iyilik kişinin bilgiye, hakikate ulaşmasını kolaylaştırıyor. Bu teze yönelik tarihsel anlatılarda da bulundu.

Oliver Leaman, Kitab-ı Mukaddes’te ve Kur’an’da peygamber portrelerini karşılaştırdı ve bunun üzerinden İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlığın peygamber algısını anlattı. Tabii salonda önemli bir tartışmayı da hararetlendirdi ki sonuç itibarı ile bu dışarıdan birinin aktarımıydı. Ama konunun gündemleştirilmesi, yeniden mesele üzerinden imalı fikir etme bağlamında önemliydi bence… Yine bir başka Batılı aydın “sevgi hermenötiği” üzerinden anlamaya yönelik dikkat çekici tespitlerde bulundu. Bu; bir tek nokta öne alındığında, diğer bütün noktaların da nasıl buna göre belirlenir hale geldiğinin açık bir örneği oldu. Yine tasavvuf literatürü ve onun düşünce temelleri üzerinden bir yorumlama yapmanın imkânını tez olarak sunarken ciddi tartışmalar yaşandı. Ama bence sufi düşünceyi çok iyi tanımladı. Sempozyumun kapanış sunumunu Doçent Halil Rahman Açar yaptı. Kur’an’ı yorumlarken metin merkezli bir yaklaşımın doğru olacağını söyledi.

Okur merkezli okuma, metin merkezli okuma ve yazar merkezli okuma biçimleri içinden metin merkezli okumanın daha sağlıklı olacağını düşündüğünü belirtti. Ayrıca benim dikkatimi çeken şey; hoca, kavramları kullanırken hem olumsuzlayıcı boyutunu hem de olumlayıcı boyutunu dikkatimize sunarak yanlış anlamalara mahal bırakmak istemediğini hissettirdi. Bu da ayrıca nasıl bir mayınlı arazide meselelerin tartışıldığını bize gösteriyor. Çünkü kullanılan kavramların içerikleri başkaları veya farklı kültürler tarafından doldurulmuş; biz kullanırken ise yeni bir anlamını hesaba katarak kullanıyoruz ama muhatabımızın bizim kullandığımız kavramı anlayıp anlamadığını bilmeyince hem olumsuzlayıcı ve hem de olumlayıcı noktaları dikkatlere sunmaktan başka çare kalmıyor. Ayrıca Hoca’nın birikimini paylaşıma açması takdire şayan bir tutumdu. Ben kendim istifade ettiğimi düşünüyorum.

Ama zihnimdeki soruların tam olarak cevabını aldığımı söylemek de pek mümkün değil! Örneğin; metin merkezli okuma ile özellikle metnin maksadının yazarın maksadını tam olarak izah edebileceğini söylemek imkânsız gibi duruyor. Ve belki bir imkân olarak Kur’an’ın sürekli yeni bir yorumunun imkânı olabilir. Ama aynı zamanda da belirli bir sınırlamayı da ortadan kaldırdığı için anlamın buharlaşmasını da beraberinde taşıyabilir. Tabii ki burada bu habere konu ettiğim her nokta benim yorumumu taşımaktadır, bunu özellikle belirtmek isterim. Sonuç itibarı ile benim için bu sempozyum uzun bir aradan sonra yeniden Kur’an üzerine düşünme ve sorular oluşturma zemini oldu. Çok farklı tezler ve arayışlar zihin dünyamı zenginleştirdi. Daha geniş bir değerlendirmeyi de ancak konuşma metinleri kitaplaştığında yapabiliriz.

28.05.2013 www.dunyabizim.com

 

 

“İSLAM FELSEFESİ’NİN DIŞ ETKENLERİ”

Kentucky Üniversitesi, İslam ve Yahudî Araştırmaları Profesörü,  Prof. Dr. Oliver LEAMAN, İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nde 08 Mayıs 2013 Çarşamba günü, saat 18.30’da özel konuk olarak,“İslam Felsefesi’nin Dış Etkenleri” konulu bir konferans verdi.

1

 

Prof. Dr. Oliver LEAMAN, sözlerine, konuşmasının hedefini belirleyici bir soruyla başladı. İslam Felsefi’nin gelişimi Yahudî ve Hıristiyan kültürü içinde nasıl gelişim gösterdi?

Müslümanlar, kendi öğretilerine sahip, farklı medeniyetlerle temasa geçtiler. Bu dönemde,

müslümanlar diğer medeniyetlerin bilgi birikimini bilmek istiyorlardı. Ellerinde bulunan Kur’an’la birlikte, mevcut bilgilerden yararlandılar. Bu tarz düşüncenin yanı sıra, katı tutumlu ve farklı görüşler de vardı.

Müslümanlar Kur’an’ı Kerim’i “Allah’ın kelamı” olarak kabul ediyordu. Yunan Felsefesi aklı önemli sayıyordu. Aralarında, diğer ilim dallarının Kur’an eşliğinde öğrenilip öğrenilemeyeceği tartışılıyordu.

DSCF0823_800x600

Prof. Dr. Oliver LEAMAN konuşmasında “zamanın doğası”, “nedensellik” “felsefe ve dinin çelişir gibi görünmesi” mes’eleleri üzerine açıklamalarda bulundu. Bu sebeple felsefeciler, felsefe ve İslam Düşüncesinin akılcı bir biçimde bir araya getirilmesi gerektiğini savunuyorlardı. Felsefe ve din uygunluk taşısın diye orta nokta bulma cehdinde bulundular.

Olan biten ile din arasında bir ilginin bulunduğunu söyleyen konuşmacı,”Kur’an’ın akılcı yaklaşıma uygun olduğunu”ifade etti.

Anlamanın genel yolu felsefedir. Akılcı bir açıklamayla karşılaşamıyorsak, buna yaklaşamamışızdır. Filozoflar “akıl”ve”akılcılık” ile ilgili ifadeyi tekrarlarlar. Kur’an “düşün/ünüz = tefekkür edin/iz”, “anla/yınız”der.Yine filozoflar Allah’ın farklı kişilere,,farklı biçimlerde hitap ettiğini savunurlar. Kur’an’ın dilinin her seviyede, eşit anlaşılırlıkta olduğunu ancak herkesin akılcı hitap edilmeyi istemeyebileceğini belirtirler.

Kur’an’ın dili anlaşılır ve akıcıdır. Hepimiz farklıyız, yaklaşımlar farklıdır. İslam düşünürleri de din ile felsefeyi uzlaştırmaya çalıştılar. Bu onların çok şey biliyor olduğu anlamında değil, ancak gerçeği biliyorlar. Böyle bir düşünme biçimi İslam Kelamı’na gayet uygundur.

Kur’an’ı Kerim’de bildirilenlere göre Yahudi ve Hıristiyanlar gerçeğin bir bölümüne ulaşmışlardır. Felsefeciler ise akıl yoluyla ulaşmışlardır. İslam düşünürleri bir şey İslami değilse kullanılmaz görüşünü kabul etmezler.

İslam’ın ilk yıllarında müslümanların kendilerine güveni yüksekti. Diğer medeniyetlerin (Yunan, Hind) düşüncelerini kullandılar. İlk devirlerde çeşitli ilim dalları gelişti, ilim adamları değişik tartışmalar yaptılar. Bunun sonucunda bilim, felsefe ve kültür merkezleri oluştu.

O sıralarda İspanya’da ellibin (50.000) kitabı bulunan kütüphaneler vardı. Fransa’da, Fransız Kralı’nın elli (sadece 50) kitabı vardı. Fakat onları okuyamıyordu. Çünkü okumayı bilmiyordu. Bununla birlikte müslümanlar bilgiye açık, onu kullanmaya hazırdı.

Zamanla Batı’da tıp, matematik, astronomi gibi ilimlere ihtiyaç duyuldukça İslam Dünyasına başvuruyorlardı. Bu bilgileri İslam düşünürlerinden tercüme ettiler. Bunun sonucunda Rönesans gerçekleşti.

DSCF0847_800x600

Bin yıl önceki konuma çıkmak için entelektüel çevreyle ilişkiler gerekmektedir. İslamın ilk zamanında ilim adamları çalıştılar. Şimdi ise İslam Dünyasında pek olumlu gelişme yer almıyor. Büyük oranda güven eksikliği gözlemleniyor.

Felsefe olarak, İslam Felsefesi önem kazanmalı. Geçmişe bakarak gelecekte nerede olacağımızı anlamaya çalışmalıyız. Dinlerin yaklaşımı böyledir. Dinler geçmişten bahseder. “Geçmişten ders çıkar”,  “davranışını düzelt” der.

DSCF0831_800x600

LEAMAN, kendisine sorulan sorulara cevap kısmında, aşağıdaki kanaatleri açıkladı.

1--Bir şey gerçek olabilir. Bu gerçeğe ulaşmanın birden çok yolu da olabilir.

2--Bir şey hem felsefi hem de dini açıdan doğru olabilir. Felsefi olanı dini unsura; dini olanı da felsfi unsura çevirebilmek gerektiğini vurguladı.

3--Dini davranışı benimsemenin çok çeşitli yolları olabilir:

a—İçe dönük olabilir, bu durumda saldıracakları için savunmaya yönelik davranılır.

b—İyimser olabilir. Kendine güveni büyüktür. Böylesi durumda da, diğer fikirler sizi rahatsız etmeyecektir.

4—İslam’ın Felsefesi ile İslam Felsefesi’nin ayrı anlamlara sahip olduğunu açıklayan Oliver LEAMAN, İslam Felsefesi’nin değişik unsurlar tarafından üretilmiş düşünceleri kapsadığını belirtti. Müslümanların düşüncelerine Arap, Türk, İran, Yahudi pek çok unsurun katkısının bulunduğundan bahsetti.

5-- İslam Felsefesi’nin Dışsal Etkileri arasında Hind, İran, Grek Felsefesinin bulunduğunu açıkladı. Bu fikir akımlarının önemli olduğunu vurguladı

Konferansın sonunda, Prof. Dr. Oliver LEAMAN’a, Enstitü Başkanı Fevzi ÜSTÜNDAĞ tarafından, günün anısına bir plaket takdim edildi.


       SÜLEYMAN ARSLANTAŞ ile ANKARA’DA KIRK BEŞ YIL ÜZERİNE

    23 Mart 2013 Cumartesi günü Enstitü Zemahşeri Müzakere Meclisinde A. Burak Bircan, Nurettin Yücel, Arif Kaya ve Nedim Mescioğlu tarafından yazar Süleyman Arslantaş’a yöneltilen sorular doğrultusunda ortaya çıkan “Ankara’da Kırk Beş Yıl” adlı eser yazar Süleyman Arslantaş’ın kendi katılımıyla birlikte değerlendirildi.

23.03.2013_1

     Toplantı Sayın Arslantaş hakkında verilen ön bazi bilgiler ve eserin yayımlanma serüvenini açıklığa kavuşturan açıklamalarla başladı ve kitapta yer alan konular çerçevesinde katılımcıların yönelttiği sorular ve Arslantaş’ın cevaplamalarıyla devam etti.

Bu sıcak söyleşide son elli yılda Türkiye’de İslami faaliyet yürüten kişi, grup ve cemaatlerin yaklaşımları, İran devriminin dünü ve bu günü,     İsrail ve Türkiye’nin Ortadoğu’daki rolü üzerine değerlendirmelerde bulundu. İktibas dergisi ve kurucusu Sayın Ercüment Özkan ile tanışmasını ve ilişkilerine açıklık getirdi.

    Kuran’a dayalı bütüncül bir İslam anlayışına sahip olunmasının önemi ve gereğine vurgu yapan Arslantaş, bütüncül İslam anlayışının ibadet, siyaset, ahlak, hukuk, ekonomi alanlarının birlikteliğini ve bütünlüğünü ihtiva ettiğini, düşünmenin ise Müslümanlar için en önemli bir farz olduğunu vurguladı.

     Konuşmasının sonunda günün anısına ve yaptığı hizmetlerinden dolayı kendisine Enstitü adına bir plaket takdim edildi.

23.03.2013_2

 

“TÜKETİM KÜLTÜRÜ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME”

   22 Aralık 2012 Cumartesi saat 14:00’te Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa ORÇAN, İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nde “Tüketim Kültürü ve Toplumsal Değişme” üzerine bir konferans verdi.

   Konuşmacı,   Osmanlıdan günümüze tüketim kültürü, tüketim biçimleri, üretim tarzını da dikkate alarak mukayeseli bir değerlendirmeyi içeren açıklamalarda bulundu. Tüketim şekilleriyle, üretim şekilleri arasındaki var olan ilginin toplumsal değişmeleri nasıl etkilediği üzerine açıklamalar yaptı.

22_Aralik2012_1

   Osmanlıda tüketim kültürünün nasıl olduğu ve hangi unsurların öne çıktığı örneklemelerle anlatıldı. Üretim, tüketim ilgisinin toplumsal değişmelerdeki etkilerini ortaya koyan örnekler verildi.

  Konferansçı, değişimlerin büyük ölçüde siyasi tartışmalar ekseninde meydana geldiğini, Tanzimattan sonra ideolojilere dayalı tartışmaların etkili olduğunu ve bu tür siyasi kanaat, bakış açılarıyla yapılan tartışmaların bütünü görmeyi engellediği  vurgusu yapıldı.

   Cumhuriyet döneminde görülen değişmelerin siyasi seçkinler eliyle “kimlikte ve değerlerde gerçekleştirildiği‘’ tesbitini yaptı. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Batılı tarz tüketim biçimlerinin, “resmi anlayış tarafından belirlenen değiştirme hareketleri olduğu’’ ifade edildi.

  Orçan, sanayi devriminden soraki dönemlerde -İngiltere, A.B.D. ve Japonya gibi ülkelerde üretime dayalı değişmeler yaşanırken- Türkiye’de  üretimle ilgili devrimin gerçekleşmediğini sözlerine  ilave etti.

  Katılımcılar tarafından sorulan sorulara verilen cevaplarla konferans sona erdi. Konferansın sonunda, faaliyetin  anısına Doç Dr. MUSTAFA ORÇAN’a  bir plaket takdim edildi.

22_Aralik2012_2

 

‘’MUHAMMED İKBAL’IN DÜŞÜNCE SİSTEMİ’’

     15 Aralık 2012 Cumartesi, saat 14:00’te Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç Dr. Bilal SAMBUR, İlim Dallarının Düşünce Temellerini      Araştırma Enstitüsü’nde Pakistanlı şair ve fikir adamı Muhammed İkbal’ın Düşünce sistemi üzerine bir konferans verdi.

15.12.12_1

Konuşmacı Konferansında, İkbal’ın  kısa hayat hikayesi ve geçmişine değindikten sonra onun düşüncesinin gelişimindeki Avrupa’daki eğitimine dair bilgiler aktardı.

İkbal ’ın Düşüncelerini çoğunlukla şiirle ifade ettiğini hatırlatarak düşüncelerinin yoğunlaştığı üç temel kavram üzerinde sırasıyla açıklamalar yaptı. İkbal’ın ALLAH, EVREN ve İNSAN  konularındaki düşünceleri sırasıyla irdelendi.

    Bu bağlamda yapılan açıklamalarda İkbal’ın önemsediği ve vurgu yaptığı konular aşağıdaki şekilde ele alındı:

    a) İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden Teşekkülü,

   b) İctihad Meselesi,

  c) Müslüman toplumlardaki çöküşün ana sebepleri ve çözümüne ilişkin fikirlerine göndermeler yapıldı.

  Toplantı, dinleyicilerden gelen İkbal’ın; düşüncelerinde görülen çelişkiler ile ‘’Kur’an’ın bazı terimlerini kullanmadaki tutumu’’ ve süreç felsefesi bağlamı üzerine eleştirel sorular ve açıklamalarla faaliyet sona erdi.

   Etkinliğinin anısısna Doç Dr. Bilal SAMBUR’a bir plaket takdim edildi.

15.12.12_2


ŞİDDETİN TÖRESİ TÖRENİN ŞİDDETİ

  10 Ekim 2012 Cumartesi günü Enstitümüzün konuğu Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mazhar Bağlı, “Şiddetin Töresi, Törenin Şiddeti” adlı sunumunda 2007 yılında TÜBİTAK’ın desteği ile hazırlamış oldukları töre ve namus cinayetleri konusundaki araştırma sonuçlarını dinleyicilerle paylaştı.

ToreninSddet1

   Bu çalışma 42 ilde 45 ceza evinde, töre ve namus cinayetleri nedeni ile cezaevinde kalmakta olan 300’ü aşkın mahkûmla bire bir görüşmesi neticesinde ortaya çıkmıştır. Bu anketlerde; töre ve namus cinayetleri işleyen suçlu ve zanlıların sahip oldukları toplumsal değer yapıları, aile ilişkileri ve kişilik özellikleri ile bunların sosyo-ekonomik durumlarını anlamaya yönelik üç farklı anket yapıldığını belirten Bağlı, bu konu üzerinde çalışma yapanların derinlemesine konuyu anlamaya yönelik gerçek çalışmalar yapmadıklarını belirtti.  Ayrıca Türkiye’de bu alanda araştırma yapanların bu konuya belli bazı ön yargılarla yaklaştıklarını ve konuyu yüzeysel ve ideolojik bir şekilde değerlendirdiklerine değindi.

   Bağlı’ya göre töre ve namus cinayetlerini sadece bir etnik gruba, dini inanca, mezhebe ve ideolojiye indirgeyerek bakmak ve anlamaya çalışmak yanlıştır. Çünkü özellikle belli bir bölgeye atfedilen namus ve töre cinayetlerinin istatistiksel dağılımı Türkiye ortalamasından fazla değildir dedi.            Ayrıca töre ve namus cinayetlerinin, tutku ve kıskançlık cinayetlerinden ayrı bir şekilde ele alnması gerektiğini vurguladı. Bağlı’ya göre aslında bu konunun birbirine bağlı üç sac ayağı vardır: birincisi hukukla ilgili problemler, ikincisi kadına karşı ayrımcı bakış açısı ve üçüncüsü toplumsal değerlerdir. Dolayısıyla bu konuyu hem hukuki, hem sosyolojik, hem psikolojik ve hem de antropolojik açılardan değerlendirmek gerektiği vurgusunu yaptı.

   Bağlı çözüm olarak şu noktalara dikkat çekti: Konuya klişeleşmiş yaklaşımlarla, medyatik bir şekilde ele alınmamalı ve bu tip olayların aslında birçok boyutu olan bir problem olduğunu anlamamız gerektiğine işaret etti. İlave olarak toplumsal kökenleri olan bu sorunun hukuksal düzenlemelerle bitirilemeyeceği gerçeğini görmemiz gerektiğini hatırlattı. Toplantı yöneltilen sorular ve onlara verilen cevaplarla son buldu.

 

        “BİLGİKURAMINDA FİZİKTEN METAFİZİĞE”

     Prof. Dr. Afşar 12/05/2012 Cumartesi günü, saat 14:00’te İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nde “Bilgikuramında Fizikten Metafiziğe” isimli bir konferans verdi.

      Konuşmacı, düşünce tarihi içinde bilgi ve bilgikuramındaki yönelimleri, temel düşünceleriyle irdeleyerek sürece açıklık getirdi.

     TİMUÇİN konuşmasında “Her filozof felsefesini geliştirirken onu sağlam bir temele dayandırmaya çalışır, bunun için belirleyici ölçütler koyar ve böylece görüşlerini dizgesel bir bütünde açıklamak ister. Bu da felsefi bilgiyi bir bilgikuramında anlaşılır kılmak demektir. Her felsefe geliştirdiği bilgi kuramıyla seçilir ve anlaşılır. Felsefenin temeline konulan kurgusal bilgiler uygulamada tutarlı olmanın yolunu açar…” yaklaşımına açıklık getirdi.

    Prof. TİMUÇİN, Batı “Düşünce tarihi içinde, biri Platon’a öbürü Aristoteles’e dayandırılan, özellikle bilgi açısından iki görüşün oluştuğunu, bunların temelde, ‘değişmez olan yani kalıcı’ ve ‘değişken yani geçici olan’ biçiminde yer aldığını ifade etti.

12.05.2012

   Konuşmanın sonuna doğru, “Metafiziği olmak da olmamak da tehlikelidir.” Her felsefenin ayakları yere değen bir metafiziği olmalıdır. Görünmez bir değişmezi, görünür bir değişkenle dengeleyip çıkmak bugün hiçbirimize bir şey kazandırmaz. Bir bilgi kuramı geliştireceksek, gözlerimizi bizi aşan bir alana değil de oluşumlarını gözlemleyebildiğimiz bir alana çevirmemiz gerekir. Bu alan da bilginin yuvası, bilgi sorunlarının ortamı, değişimin gerçek anlamda gerçekleştiği yer olan bilincimizdir. Tutarlı ve özenli bir bilinç gözlemlenmesi bilgi sorunlarını çözmemizde, sağlam bir bilgi kuramı geliştirmemizde bize büyük katkılar sağlayacaktır…” değerlendirmeleriyle konuyu tamamlanmaya çalışıldı. Konuya ilişkin soru ve cevapların ardından etkinlik sona erdi.

   Prof. Dr. Afşar TİMUÇİN’e, İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü adına Veysel Üstündağ tarafından etkinlik anısına bir plaket takdim edildi.

     KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

     “Felsefeye Giriş

    13/05/2012 Pazar günü, saat 14:00’te İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nde “İbn Rüşd Okuma Grubu”, kitap okuma etkinliği kapsamında Prof. Dr. Afşar TİMUÇİN’in katılımıyla “Felsefeye Giriş” isimli eseri müzakere edildi.

   Bir kitap yazılma fikrinin nasıl doğduğu ve “kitabın ortaya çıkış serüveni” ile başlayan etkinlik, Prof. Dr. Afşar TİMUÇİN ve katılımcı-okuyucu grubunun karşılıklı soru ve cevaplarıyla devam etti.

13.05.2012

    Kitabın yazılma hedefinde, “Felsefe Nasıl Verilir?” düşüncesiyle hareket edildiği yazarı tarafından ifade edildi. Eserin içeriğinin konu, bilgi ve temel kavramlar açısından klasik felsefeye giriş kitaplarından farklılığı ve özgünlüğü belirtildi. Daha sonra, yazarının “Batı düşüncesine vukûfiyetinin” vurgulandı. Eserin anlatımındaki “uslûbun açık, anlaşılır ve sürükleyici oluşunun” okuyucular tarafından takdirle karşılandığı ifade edildi.

    Felsefeye yönelenler için hazırlanmış bir temel bilgiler kitabı olarak görülen  “Felsefeye Giriş”  isimli eser, konusu ilgi alanına giren okuyucu topluluğunca irdelendi. Etkinlik, karşılıklı eleştirel hasbihalle sona erdi.

______________________

     ÖMER NACİ SOYKAN ve “ARAYIŞLAR-1,-2

     Nisan 2012 Pazar günü, saat 14.00’de İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nde, İbn Rüşd Okuma Grubu, “Kitap Okuma Etkinliği” kapsamında Mimar Sinan Üniversitesi Felsefe Bölümü başkanı Prof. Dr. Ömer Naci Soykan’ın “Arayışlar Felsefe Konuşmaları 1Arayışlar Felsefe Konuşmaları 2” isimli eserleri, yazarının katılımıyla müzakere edildi.

OmerNaci_1

    Konuşmasına “Dil ve Türk Dili Üstüne Felsefi Bir Konuşma” başlıklı bir sunumla başlayan Prof. Dr. Ömer Naci SOYKAN, söyleyeceklerinin daha iyi anlaşılacağı amacıyla  “felsefi tutumuna” açıklık getiren bilgiler verdi. İletişim açısından bütün olanaklı dilleri üç öbekte inceleyeceğini belirten SOYKAN bunları;

       1. İnsan Dili,

       2. Hayvansal Dil,

       3. Mekanik Dil olarak sıraladı.

   Prof. SOYKAN, konuşmasında savlarını destekleyici açıklamalardan sonra;“… Eğer biz özgün bir felsefe yapacak olursak, bunu, kendi varoluşumuzu hem taşıyan hem de büyük ölçüde var eden kendi anadilimizde yapmalıyız. Bu, yalnızca felsefe için değil, her tür tinsel yaratı için de geçerli olduğunu…” ifade etti.

    Sözlerine “… Felsefenin kullandığı kavramların uzak yakın algısal olanla veya algılanabilir olanla bağının kurulabilmesi gerekir. Böyle bir bağ kurulamadığında kavramın içi boş kalır. İçi boş kavramlarla da felsefe yapılamaz; ancak boş spekülasyonlar yapılabilir. Felsefenin tarihinde bunun örnekleri çoktur. Kavramın algılanabilir olanla bağının kurulabilmesi için onun bir şeyi göstermesi, eş deyişle, bir gönderimi olması gerekir…” değerlendirmelerinde bulundu.

OmerNaci_2_Plaket

    Katılımcıların ilgiyle takip ettiği faaliyet, yapılan sunum ve eserlerin tezleri üzerine yöneltilen soru ve cevapların ardından, Prof. Dr. Ömer Naci Soykan’a günün anısına verilen plaketle toplantı sona erdi.

 

______________________________

        MEHDĪ VE MEHDĪLİK

   Buhran ve bunalım dönemleri arayışının itikadileşmesinin Müslüman toplum üzerindeki yansıması olarak mütalaa edilen “Mehdī ve Mehdīlik” konusu üzerine Araştırmacı Mehmet Durmuş tarafından, 14.04.2012 Cumartesi günü saat 14:00’te İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nde bir konferans verildi.

14_Nisan_2012_Konferans2

     Konuşmasının başlangıcında mehdī meselesinin menşei, nasıl anlaşıldığı ile bu tür fikirlerin Müslüman toplumlarda görülmesinin kültürel dış ve iç sebeplerinin tesirine ilişkin açıklamalara yer verdikten sonra, Müslümanlarda Mehdī ve Mehdīlik anlayış ve arayışlarının benzerlerinin Yahudilik, Hıristiyanlık ve eski İran akidelerinde görüldüğü, Müslümanların sahip oldukları anlayışların bu menşeinin gayri İslāmī etkilere dayanabileceği dile getirildi.

Mehdīlik anlayışı ve akidelerinin kapsamı ve tesirinin zamanla çok karmaşık bir hale dönüştüğünü belirten Durmuş, mehdi anlayışı ile birlikte nakledilen haberlerde yer alan aşağıdaki bazı konuların da sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğine işaret etti:

     - Dünyanın geleceği hakkında kehanetler,

     - Hz. İsa’nın dönüşü,

     - Deccal ve zuhuru mes’elesi,

     - Bir kurtarıcı veya Mesih bekleyişi,

     - Mesih inançları.

   Bu konularda zaman zaman istismarlar yapıldığını, bazı şahısların bu konudaki sağlıksız nakilleri kendilerine dayanak kılarak bu rolü oynamaya çalıştıklarına örnekler vererek açıklamaya çalıştı. Oysa bazı Müslüman alimler tarafından, örneğin İbn Haldun gibi, bu rivayetlerin asılsızlığını gösteren çalışmalar ve tenkitler yapılmıştır

    Araştırmacı Sayın Durmuş konuşmasının son bölümünde bu konudaki nakillerin ortaya çıkışlarının; siyasi durumlar ve hoşnutsuzluk zamanlarında, belli bazı şahıslar ve dönemlerle ilgili olarak, tarihi hadiselerin haberleştirilmesi, bu haberlerin şümul ve tesirini gösteren örnekler sunarak tenkidini yaptı.

    Konferans, konuşmacıya yöneltilen soru ve cevap kısmıyla sona erdi. Faaliyetin sonunda, günün anısına, konuşmacıya bir plaket takdim edildi.

________________________

       ÖLÜM KAYGISI VE ÖLÜM EĞİTİMİ

    İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nde 25.02.2012 Cumartesi günü saat 14.00’te Yüzüncü Yıl Üniversitesi Öğretim ÜyesiYrd.Doç. Dr. Fuat TANHAN felsefi çerçevede “Ölüm Kaygısı ve Ölüm Eğitimi” konusunda bir konferans verdi.

25.02.2012_Konferans1

   Konferansında “Ölüm kaygısı nedir?” ve “Ölüm eğitimi nedir?” sorularına verilen cevapları çözümledi. Konuşmacı, ölüm ve hayat ikilisiiçerisinde, ölüm karşısında duyulan kaygı, boyutları ve yaşanılan korkuların kaynağı üzerine bilgi verdikten sonra, her canlı için kaçınılmaz bir hakikat ve akıbet olan ölüm hadisesine nasıl hazırlanılacağına ilişkin yaklaşımlarını izah etti.

   Yrd. Doç. Dr. Fuat TANHAN değişik yaş seviyelerinde ve hayatı anlamlandırma biçimlerine göre kaygının boyutlarının farklılaştığını belirtirken,”dinin hayatı anlamlandırma ve bakış açısı vermedeki önemini” vurguladı. Ölüm eğitimi üzerine çalışmaları ve eserleri bulunan konuşmacı, ayrıca, ölümün kabullenilmesi ve ölen kimseye nasıl yardımcı olunacağı konularında bazı açıklamalarda bulundu.

     Ölümün Bir Hedefi Var Mı?

  “Ölüm kaçınılmaz bir âkıbettir. Hayata anlam katar. Bu hakikati kavrayarak kabullenmek gerekmektedir. İnsan fiziğinde değişikliklere yol açsa da, ölüm fikri kurtarıcıdır. Hayatın boşa gitmediğini bilmek gerekiyor,” biçiminde yapılan değerlendirmelerle konuşma sona erdi.

    Yrd. Doç. Dr. Fuat TANHAN’a faaliyet anısına bir plaket takdim edildi.     

________________________

     Kitap Değerlendirmesi "Protezli Tanrı"

  19 Şubat 2012 Pazar günü Enstitümüzün kitap değerlendirme etkinliğinin konuğu Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Cengiz Güleç’ti. Yazarın Freud’un kendi metaforundan kalkarak çalışmasına isim verdiği Protezli Tanrı (Freud'un İnsan ve Uygarlık Kuramının Eleştirel Değerlendirmesi) adlı provokatif ve ironi içeren kitabı kendisiyle birlikte müzakere edildi.

ProtezliTanri1

   Prof.Dr. Cengiz Güleç önce eserinin ortaya çıkış serüvenini anlattı. .Aslında kitap çalışmasının Freud’un psikanaliz yöntemini Freud’un kendisine uygulamak olduğunu vurguladı. Kitabın ilk bölümünde Freud’un hayatı, yakın çevresi, eğitimi ve ünlü psikanaliz kuramının temel özelliklerini ele aldığını,  kitabın asıl özgün yönünü yansıtan diğer bölümlerinde ise Freud’un bilinmeyen toplumsal çözümlemelerine ayırdığını belirtti. Güleç, Frued’un bireysel gerçekliği toplumsal olanın önüne koymasına rağmen toplum filozofu yönünün ihmal edildiğini, aslında toplumsalın da bir anlamda psikanalitik bir değerlendirmesini yaptığını vurguladı.

  Freud’un insan kuramının eleştirisi bağlamında din karşıtı ateist tutumunun merkezinde Hıristiyanlığın yer aldığı dinsel yapılar olduğu, dine karşı olumsuz tutumunun daha sonra kendisi tarafından adil bir yaklaşım olmadığını itiraf ettiğine dikkat çekti. Ayrıca Freud’un Avrupa merkezli uygarlık kavrayışının taşıyıcı öznesi olan “homo sexsualist” insan tanımının ne ölçüde evrensellik özelliği gösterebileceğinin sorgulanabileceği ve Freud! un iddia ettiği gibi dini kolektif bir nevroz olarak görmenin fazlasıyla toptancı ve bilimdışı bir kişisel yargı olduğu düşüncesinde olduğunu ifade etti.

  Ortaya konan eser; yeni baskılarında tutarlılığı sağlaması bakımından yeniden kavramsallaştırmaları, nüansları, din ve uygarlık konularında klasik batı paradigmalarının dışında aydınlatmaları ve zenginleştirmeyi beklemektedir.

ProtezliTanri2

  Dinleyicilerle karşılıklı müzakere içinde geçen kitap değerlendirmesini; kitabı için yapılmış ilk değerlendirme olduğunu belirten Güleç, yazar ve okuyucuyu buluşturan bu tür ilmi ve kültürel faaliyetlerin düşünce hayatımızı zenginleştireceğine işaret etti.

_________________________

      ANAYASA VE İDEOLOJİ

     Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Şükrü Karatepe, 11 Şubat 2012 Cumartesi saat 14.00’te “Anayasa ve İdeoloji”  başlığını taşıyan ve anayasaların hazırlanışı, dayandığı esasları irdelemeye yönelik bir konferans Enstitüde sundu.

11.02.2012_Konferans_kr_Karatepe1

   Konuşmasına Anayasa, Anayasalar ve Anayasa Hukuku üzerine çok sayıda tartışmaların var olageldiğini hatırlatarak başlayan Prof. Dr. Karatepe, Anayasa fikrinin değişik zamanlarda değişik algılandığını ve gelişmeler gösterdiğini, bu bakımdan konuya mana itibariyle ve tarihi süreci dikkate alarak eleştirel ve düşünsel çözümlemeleriyle örnekler vererek açıklık getirdi.

    Bu bağlamda, esas itibariyle bazı ülkelerin anayasasının bulunmadığını, bununla birlikte İngiltere’nin sömürge altında tuttuğu yaklaşık 52 ülkeden ayrılırken onlara anayasa yaparak çıkmasının düşündürücü olduğunu hatırlattı.

    Karatepe, Anayasanın bir hukuk işi değil, siyasi irade işi olduğu fikrine özellikle vurgu yaparak, demokrasilerde bu işe karar veren organın genelde meclis olduğu, karar verildikten sonra tekniğine uygun yazımının hukukçuların işi olduğunu ifade etti.

      Anayasa Neleri Düzenler?

  Anayasal metinlere; devleti düzenleyen, hükûmet olacak iktidarı sınırlandıracak bir özellikte, hak ve özgürlükleri güvenceye alacak metinler olarak bakılması gerektiğine dikkat çekerek, devletin örgütlü gücünün karşısında vatandaşın korunmasının önem arz ettiğine dikkat çekti.

Prof. Karatepe konuşmasının ilerleyen bölümlerinde “devlet aygıtının oluşturduğu güç kontrol edilmezse özgür olamazsınız. Anayasa insana uygulanmaz; devlete, devletin görev alanına uygulanır. Devlet vatandaşı tanımlamaz, vatandaş devleti tanımlar” görüşlerine yer verdi.

     İdeoloji: Anayasa Hangi Esasa Dayanacak?

    Anayasanın hangi esasa dayanıyorsa, esasındaki temel değer yargılarıyla birlikte ideolojik bir yön kazanıyor olduğunu belirten konferansında “insanların fikri (idea) olur, anayasa da ideoloji olmaz” kanaatini ortaya koydu.

    Sonuç olarak gerçekleştirilecek köklü bir anayasa değişikliğinin, vesayetleri toplumun üzerinden kaldırma bakımından faydalı olacağı vurgulandı.

    Soru - cevap bölümünden sonra, Enstitü, öğretim üyesi Prof. Dr. Şükrü Karatepe’ye günün anısına bir plaket takdim ederek konferans sona erdi.

11.02.2012_Konferans_kr_Karatepe2

 

______________________     

 

      AİLE İÇİ İLETİŞİM

    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Türk dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Yaman 04 Şubat Cumartesi 2012 saat 14.00 ‘te Enstitüde “Aile İçi İletişim” üzerine bir konferans verdi. Konuşmasına iletişim konusunun tarihine kısa bir, gönderme yaparak toplumda bir iletişim sorunu bulunup/bulunmadığı sorgulamasıyla başladı.04_ubat_2012_Konferans1

  Konferansçı kişisel gelişim olarak ifade edilen (NLP) programlarının yeni olduğunu belirterek; yaygınlaşmasının ‘bir moda mı, bir ihtiyaç mı?’ olduğuna açıklık getiren değerlendirmelerde bulundu.

  Bireysel ve bencil yaklaşımları ile sadece kendini kurtarmayı amaçlayan anlayışları kabul etmediğini, kişilik gelişimi için insanlara rehberlik edecek bilgiler verilmesinin ise gerekli ve şart olduğunu açıkladıktan sonra, bu alandaki popüler programların artış gösterme sebeplerini, toplumsal değişmelere bağlayan Prof. Yaman, ithal düşüncelerin, iç ve dış göçlerin bu etkenlerden bir kısmı olduğunu belirtti.

  Günümüzde aile yapılarındaki değişiklikler üzerine görüşlerini açıklarken, aile içi huzuru sağlamada, ahiret sorumluluğu bilinciyle hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan konferansçı, merhamet ve sevgiye dayanan davranışların karşılıklı güveni artıracağını sözlerine ekledi.

  Aileyi öncelikli bir yetişme ve öğrenme yeri olarak görmek gerektiğini belirten konuşmacı, çocukları yetiştirirken kendilerine ev idaresi bilgisi, çocuk yetiştirme, ev geçimi, evin kullanımı, temizlik bilgilerinin kazandırılmasının önemine dikkat çekti.

   Sonuç kısmında insanın değerli olduğu ve değerlerimizin kazandırılmasının önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ertuğrul Yaman, bütün bunları yaparken “sabır, bilgi ve şefkatle” hareket edilmesinin uygun olacağını söyledi.

    Prof. Dr. Ertuğrul Yaman’a, yapılan faaliyetin anısına bir plaket takdim edildi.

 

__________________________    


    KUR'AN'DA SOSYAL GRUPLAR

   Yıldırım Beyazıt Üniversitesi  Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Halil Rahman AÇARİlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nde, 28.01.2012 Cumartesi Saat: 14.00’te Kur’an’da Sosyal Gruplar üzerine “anlam irdelemesi”  ve “kavramsal çözümlemelere dayanan” bir konferans verdi.

   Konuşmacı, Kur’an’da Sosyal Gruplarla ilgili bazı kelimelerin belirlenmesi ve sınıflamasını içeren sunumunda; Kur’an’ın kendine ait bir “dünya görüşü” olduğunu ve dünya görüşü çerçevesinde Arap dilinde grup ifade eden kelimelerin hem tabii sosyal grupları hem kendi dünya görüşüne uygun bir  anlam ve içerik kazandırdığını vurguladı.

    Kur’an’dan bazı değişik kullanım örnekleri vererek, ele alınan sosyal grup ifade eden kelimelerin kavramsal çözümlemeleri yapılırken içerik ve kapsamının çok iyi incelenmesi gerektiği konuşmacı tarafından belirtildi.

28_Ocak2012

  Grupları gösteren kelimelerin anlamın sahasının bağlamına göre, temel anlam veya yan anlam taşıdığını; bunların niteliğinin,  niceliğinin ve sosyal tezahürlerinin neler olduğunun anlatıldığı bölümde Kur’an’dan kullanım örnekleri gösterildi. Kur’an’da bulunan kelimelerin  “farklı bağlamı” ve “farklı anlamlarına” işaret edilerek, Kur’an’da geçmiyor, değinilmiyor denilen bazı konuların örnek vermek gerekirse, siyaset konusunda yönlendirici ve ilke bazında ne kadar kelime zenginliğinin bulunduğunun görülebileceği şöyle sıralandı:

    1-Egemenlikle ilgili kelimeler

    2-Yönetimle ilgili kelimeler

    3-Siyasî liderlikle ilgili olan kelimeler

    4-Siyasî davranışla ilgili kelimeler

    6-Siyasî coğrafyaya ilişkin olan kelimeler

   Sosyal grup ifade eden kelimelerin bir kısmının salt “tabiî grupları” gösterdiğini, bazılarının “İnanca bağlı toplulukları, diğer bazılarının” soy, kök, aidiyet” e ilişkin olmak üzere kendine ait niteliği ve niceliği bulunan ve değişkenlik arz eden insan topluluklarını anlattığı ifade edildi.

 Sosyolojik, siyasî ve ideolojik kavramsallaştırmalar sonucunda kültür hayatında pek çok grup ifade eden kelimelerin; metnin bağlamı dışında ve anlam kaymasına uğrayarak kullanıldığını belirterek, kavimmillet ve ümmet kelimelerinin kullanımındaki içeriksel değişiklikleri örneklendiren Halil Rahman AÇAR’ın konuşması, katılımcıların sorularının cevaplanmasının ardından sona erdi.

___________________________

 

     FELSEFE VE TÜRKİYE’DE İNSAN HAKLARI

  Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr.Harun TEPE, İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nde 21 Ocak 2012 Cumartesi günü Saat 14.00’te  “Felsefe ve Türkiye’de İnsan Hakları “konulu bir konferans verdi.

    Prof. Dr. Harun TEPE konuşmasında, insan hakları mes’elesinin felsefeyle olan ilgisi ve Türkiye’de ne durumda olduğunu ortaya koymaya çalıştı. Bu konunun hak ettiği konumu kazanabilmesi için öncelikle insan haklarının korunmasına ve eğitimine yönelik nelerin yapılması gerektiğini açıkladı.

   İnsan haklarının düşünürlerce felsefî, etik ve siyasî bir sorun olarak görüldüğünü belirten Prof. TEPE, bunlarla kastedilenin ne olduğunu konferansının ilerleyen dakikalarında açıklık getirmeye çalıştı: Felsefenin konuya ilgisini ve yaklaşımını kavramsal olarak açıklığa kavuşturma çabası olarak;  verilen kararlarla da hakların korunmasına ahlakın katkısının bulunduğunu, “yurttaşlar için gerekli koşulları sağlamanın devletin görevi olması” bakımından da siyasetin bir sorunu olduğunu belirtti.

   Dünya’da ve Türkiye’de insan haklarının ne durumda olduğunu; “İnsan hakkı nedir, ne değildir?” biçiminde karşılaştırmalı olarak irdeleyen konferansçı, söz özgürlüğü, inanç özgürlüğü, korkudan emin olmayı sağlayacak olan güvenlik meselesi gibi temel hakların hiçbir şekilde sınırlanamayacağını ve insan hakları konusunda oluşturulan resmi kurul ve komisyonlardan söz etti.

  Prof. Dr. Harun TEPE “İnsan haklarının, kişi hakları olduğunu”, “değer sahibi bir varlık olan insanın doğuştan bazı temel haklara sahip olduğunu” ve konuya bir değer mes’elesi olarak bakılması gerektiğini söyleyerek konuşmasını tamamladı.

İnsan hakları ve gerektirdikleriyle ilgili bilgilendirici bu faaliyet,  katılan dinleyicilerin sorularına verilen cevapların ardından, sona erdi.

Prof. Dr. Harun TEPE’ye, etkinliğin anısına bir plaket verildi.

   

    “BİR CAN OLARAK İNSAN”

   İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nde 14.01.2012 Cumartesi günü saat 14.00’te, Türk Felsefe Derneği ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet İNAM “Bir Can Olarak İnsan” konulu bir konferans verdi.

   Kendi düşünce tarihimiz, kültürümüz ve hikmetimizden yola çıkarak felsefe yaptığını belirterek sözlerine başlayan İNAM, Batı felsefesini kökleriyle anlamaya çalıştığını, bu kökler üzerine gelişmeleri anlamadan, felsefi konuları anlamanın ve yeni birşeyler söylemenin zorluğuna dikkat çekti.

   “Batılı düşünceyi kapamıyorum, Batılı düşünceye de teslim olmuyorum” ifadesiyle “Anlama” , “Düşünme” ve “Felsefe yapma” üzerine kültür felsefe bağlamındaki tesbitlerini belirttikten sonra Konferans konusu olan “Can”ın açımlamasına geçti.

   “Can ve canın yapısına dair” açıklamalar içeren konuşmasında, “Canı anlamadan”, “Gönülün anlaşılmayacağı” yargısına nasıl ulaştığına açıklık getirdi. Ayrıca, canı temel kabul edip, canın bize verilmiş bir emanet olduğunu ve imkânlarını keşfedip onu geliştirmemiz gerektiğini belirten konuşmacı, bu kelimeyi, birçok unsuru bir araya toplayan kuşatıcı bir “ şemsiye kavram” olarak düşündüğünü ifade etti.

   Prof. İnam, “Canın insan bireyindeki öğeleri”nden anladıklarının bir kısmını açıkladı: “1-Beden, 2-Can Tabanı, 3-Can Gücü, , 4-Can Meydanı, 5-Can Gözü, 6-Can Doruğu, 7-Can Evi…” biçiminde sıralayıp, ayrı ayrı benzetmelerle izah etti.

Konuşmasını “Bu, bir resim idi”, “Hakikat budur!” demedim, diyerek sonlandırdı. Katılımcıların sorularının cevaplandırılmasıyla faaliyet sona erdi.

14_Ocak_2011_Konferans_Reimler4

 

    Ankara İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İlhami Güler; dinleyicilere içerik yönünden dolu ve ufuk açıcı bir konferans sunan Prof. İnam’a Enstitü adına hazırlanan plaketi takdim etti.

_______________________

       TARİH FELSEFE İLİŞKİSİ

  İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nde 07.01.2012 Cumartesi günü saat 14.00’te, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ayhan BIÇAKtarafından “Tarih Felsefe İlişkisi ” konulu bir konferans verildi.

7_Ocak2012_Konferans

   Konferansına  “Tarih ve Felsefenin” birlikteliğine dikkat çekerek başladı, tarihin anlamı ve tarih felsefesinin önemine dair yapılan açıklamalardan sonra, tarih felsefelerinin ortaya çıkışı üzerine bilgiler verildi. Felsefi düşüncenin insanın var oluşuyla başladığı zikredildi. Tarih metafiziklerinin; evren tasavvurları, insanın kökeni ve gelecek sorgulamalarının izah çabası olduğu söylendi.

    Konferansın “tarihi nasıl anlamalı?” kısmında tarihin, “bir sorun çözme yöntemi” olduğu belirtildi. Bu yöntemi nasıl kullanacağımızın yolları açıklandı. Sorun çözmede, o sorunun tarihini bilmenin kaçınılmaz bir durum olduğu vurgulandı. Tarihin ciddi problemlerini,  tarih-kimlik-kültür ve medeniyet sorunu oluşturduğunu, kimliğin nasıl korunacağı, tarihsel sürekliliğin ne olacağı konularına değinildi. Kültür ve medeniyetlerin birbirine tesirinden bazı somut örneklerden kalkarak söz edildi. Tarihi incelerken , “eleştirel yaklaşımın” bir tutum olarak benimsenmesi gerektiği ifade edildi.

   Sayın BIÇAK tarafından tarih düşüncesi serisinden yayımlanan “Tarih Metafizikleri” isimli kitap çalışması 08.01.2012 Pazar günü saat 14.00’te İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nün,  İbn Rüşd Dersliğinde müzakere edildi.

    Etkinliklerin sonunda, Enstitü tarafından, bir hatıra olarak Prof. Dr. Ayhan BIÇAK beye bir plaket takdim edildi.

 

     BERGSON FELSEFESİ VE TÜRKİYE’YE YANSIMALARI

     İlim Dallarının Düşünce Temellerini Araştırma Enstitüsü’nde konulu ve müzakereli olarak,  24 Aralık 2011 Cumartesi, saat:14:00’te Yıldırım Beyazıt Üniversitesi,  İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Felsefe Bölüm Başkanı Doç. Dr. Levent BAYRAKTAR tarafından “Bergson Felsefesi ve Türkiye’ye Yansımaları”  üzerine bir konferans verildi. Çalışma konunun sunumu ve soru-cevap bölümü olmak üzere iki oturumda gerçekleştirildi.

24_Aralyk2011_2

   Birinci oturumda, ilk başta Henri  Bergson  [1859-1941]’un içine doğduğu felsefi akımlara ilişkin bilgiler aktarılarak,düşüncesinin felsefi kaynakları ve koşulları hakkında açıklamalar yapıldı. Böylelikle Filozofun temel düşünceleri izah edilerek, felsefesinin Türkiye’ye yansımalarının irdelenmesine geçildi. Bu irdelenen konular sırasıyla;

      a-) II. Meşrutiyet Dönemi,

      b-) Cumhuriyet Dönemi,

      c-) Cumhuriyet Sonrası Dönem,

      d-) Nasıl algılandığı ve

     e-) Geleneksel felsefeler arasında yer bulup, bulmadığı konu başlıklarıyla açıklanmaya çalışıldı.

      Felsefi düşüncelerin birbirine ne bakımdan bağlıhangi bakımlardan karşı olduğu ile birbirinden nasıl çıktığıbelirtilerek, açıklamalar sürdürüldü.

     Bergson felsefesinin Materyalist, Tabiatcı ve Pozitivist felsefi akımlara karşı geliştirildiği belirtildi. Özellikle Tasavvuf ve Müslüman felsefeciler tarafından Materyalist felsefeye karşı, “felsefileşmiş birtepki” olarak işlev gördüğü ve ihtiyaca karşılık geldiği ifade edildi.

     “Bergson Felsefesi’nin  Türkiye’ye yansımaları”  Bergsoncu öncüllerden hareket eden mütefekkirlerin çeviri, çaba ve aktarmalarıyla alakalı bilgi verilirken, bu fikirlerin ;

        # Nasıl bir düşünce çevresinde,

        # Ne yolla ve hangi yollarla girdiği,

        # Kimler tarafından savunulduğu,

        # Felsefi olanla, siyasi olanı birbirinden ayırmanın mümkün olamadığı dönem ve gelişmelerden söz edildi.

    Ülkemizde yetişen Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, M. Ali Ayni, Ferid Kam, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, Mustafa Şekib Tunç, Nurettin Topçu , Necip Fazıl, gibi mütefekkirlerin bu felsefi düşüncenin tesiri altında kaldıkları vurgulandı.

Bergson’un temel düşüncesi,  bu felsefeyi izaha yarayan kavramlar ve eserleri konusunda açıklamalar yapıldı. Filozofun düşünce sistemi arasında belirginleşen kavram ve prensipleri arasında  [   varlık, süre, zihin, zihin-beden ikilemi, sezgi(intuition),geçmiş, şimdi,gelecek(âtî),insanın evrimi, alemdeki oluşun anlamı, insanın kendianlamını idrak edebilmesi ]  zikredildi.

     Çalışmanın ikinci kısmı,  bilgilendirici ve fikri katkılarla gerçekleşen  soru - cevap oturumuyla sona erdi. Doç. Dr. Levent Bayraktar’a Konferans hatırası olarak Enstitü tarafından bir plaket takdim edildi.

 

     PSİKİYATRİ KÜLTÜR İLİŞKİSİ

    17 Aralık 2011 Cumartesi günü Enstitümüzün düzenlediği Psikiyatri ve Kültür İlişkisi konulu konferansın konuğu Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Güleç’ti.

    Güleç konuşmasına kültürü; insanoğlunun kendine özgü olarak doğayla kurduğu ilişki sonucu ortaya çıkan beslenme, barınma, folklor, etnoğrafik, gelenek, görenek, yaşam alışkanlıkları, üretim ilişileri vs. içeren ve tarihsel değişime, etkileşime açık faaliyetlerin tümü olarak değerlendirdiğini ifade ederek başladı.

   Her bireyin böyle bir kültür ortamı içinde doğup büyüdüğünü belirten Güleç psikiyatrik bozuklukların oluşumu ve tedavisinde bu kültürel ortamın çok önemli rolü olduğunu vurguladı. Örneğin Türkiye’ye baktığımızda farklı kültürel yapılara sahip olduğumuzu, birçok alt kültür ve başat kültür olduğunu kolaylıkla gözlemleyebiliriz. Kültür kaynaklı çatışmaların psikiyatrik sorunlara neden olduğunu ve bunların tedavisinde de yine bu kültürün önemli bir rol üstlenebileceğine dikkat çekti.

    Kültür üstü psikiyatri  ile kültürel psikiyatri arasında hassas bir ayırım olduğunu, psikiyatrik kavramlar ve araştırma metodolojilerinin sosyal sistemler içinde gömülü olabileceğini, kategori yanlışlığına yol açılmaması için biyolojizmin dar çerçevesinin açmazlarına sığınılmamasını ve ötekini bilmeye yönelik anlama denemeleriyle modernleşme ve kapitalizm paralelliğiyle yürüyen Batı tıbbının dışında bütüncül ve kuşatıcı bir paradigma ile karşı durulabileceğini belirtti.

   Psikiyatrinin bir ilim dalı olup olmadığı ve bu disipline yöneltilen eleştiriler ve sorulan sorular konferansçı tarafından keyiflice cevaplandırıldıktan sonra, verimli geçen sohbet ve müzakerelerin ardından günün anısına Sayın Prof. Dr. Cengiz Güleç’e Enstitü tarafından bir plaket takdim edildi.

17.12.2011_Konferans

   

      ÇAĞDAŞ ZİHİN FELSEFESİNİN PROBLEMLERİNE BİR BAKIŞ

    ODTÜ Felsefe Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Erdinç Sayan10 Aralık 2011 Cumartesi saat 14.00 Enstitümüzde “Çağdaş Zihin Felsefesinin Problemlerine Bir Bakış” konulu bir konferans ver                                              

10_Aralyk_Konferans2

    Sözlerine “bir bedenimiz ve bir zihnimiz olduğundan söz ederiz.  İnsanların bedenlerini (iç organları dahil) gözlemek ilkece kolay ama onların zihinlerini gözlemek son derece zor, belki de imkânsız” diyerek başladı.Zihin hallerinin ne olduğuna aşağıdaki şekilde açıklık getirmek istedi:

    Zihnimizin içinde olup biten acı ve haz duyma, düşünce ve inançlar, arzular ve endişeler, renk, koku, ses algıları, kaşıntı, gıdıklanma, sıcak ve soğuk hissetme, beklentiler, hatırlamalar, öfke ve sevinç duymalar, susuzluk, açlık ve can sıkıntıları gibi olaylara veya durumlara zihin halleridiyoruz.  Zihin hallerinin oluşturduğu bu zihin dediğimiz şey nedir?  Beden, özellikle de beyin -ya da daha genel alırsak, merkezi sinir sistemi- ile zihin dediğimiz şeyin ne gibi bir ilişkisi var?  Beyin ile zihin arasında çok sıkı bir ilişki olduğunu hepimiz kabul ederiz ama bu ilişkinin adını koymak, tabiatını anlamak çok zordur.  Bu ilişkinin aydınlatılması sorunu felsefede “beden-zihin problemi” olarak adlandırılır.

    Konuşmasına zihin felsefesinin bazı temel problemlerine değindikten sonra , zihin-beden ilişkisi bağlamında bazı temel (düalizm, materyalizm, idealizm, behavyorizm, zihin-beden özdeşliği teorisi, fonksiyonalizm, elemeci materyalizm gibi görüşleri) ve bu görüşlerin karşılaştığı bazı sorunları, diğer zihinler problemi, nitel zihin halleri ve yönelimsel zihin halleri ele alarak ayrıca bilinç ve zihin arasındaki farklılığa işaret etti.Dinleyicilerden yöneltilen soru , verilen cevaplar ve Erdinç Bey’e  Enstitü adına takdim edilen plaketle program son buldu.

 


     ANLAM KAYBINA UĞRAYAN TEMEL BİR KAVRAM

     “UBŪDİYYET”

    19 Kasım 2011 Cumartesi günü Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Halil Rahman Açar tarafından Kur’an’ın en temel kavramlarından biri olan “ubūdiyyet” hakkında gramatik ve delalet ettiği anlamlar yönünden irdeleyen bir çalışma sunuldu.

Ubūdiyyet kavramı insan-Allah arasındaki ilişkiyi düzenleyen hem itikadi hem de ameli göstergeleri bulunan geniş bir anlama sahipken zamanla anlam daralmasına nasıl uğradığını belirten Açar, kavramın Arapça a b d (عـبـد) kök fiilinin masdarı olduğunu belirtmiştir. A b d kelimesi Kur’an bağlamında yaratılmışlar sınıfından hür insana tekabül ettiğini fakat daha sonra hürriyeti kısıtlanmış olan insan, köle anlamını da almıştır. Açar, Kur’anın insanların (Peygamberler, Müminler, Hıristiyanlar ve Müşrikler), görünmeyen varlıkları ve Allah’a ortak kılınan nesnelerin a b d (عـبـد) ve ubūdiyyet(عبوديّة) kelimesiyle nitelendirdiğine dikkat çekmiştir. Kur’an gerçekte Allah’a a b d (عـبـد) olmayı emretmekte, diğerlerine yapılan a b d (عـبـد)‘lığı ve ubūdiyyeti  (عبوديّة) reddetmektedir.

    Ubūdiyyet kavramının hem tabii (doğal) hem iradeye dayalı yönüne değinen Açar, yaratılmış olma hesabiyle tüm varlıkların (insanın, tabiatın, melekler ve cin gibi görünmeyen varlıkların) yapmış olduğu ubūdiyyete tabii (doğal) ubūdiyyet, insanın iradesi ile yapmış olduğu ubūdiyyete ise iradeye dayalı ubudiyyet içinde değerlendirilebileceği ve insanın kendi iradesi ile yapmış olduğu ubūdiyyeti deolumlu ve olumsuz ubūdiyyet olarak iki kısma ayırılabileceğini açıklayan Açar, olumlu ubūdiyyeti Allah’a yapılan ubūdiyyettir, olumsuz ubudiyyet ise insana (peygambere, dinin inananları arasında ilim adamlarına; tarihi, toplumsal süreç içerisinde ortaya çıkan güç ve yöneticilere) ve soyut ve somut varlıklara yapılan ubūdiyyet olarak açıklık getirmiştir.

     Allah’a yapılan ubūdiyyetin hem bilgi ve inanca hem de bilgi ve amele dayanması gerektiğini belirten Açar istiğna, istikbar, tuğyan ve yanlış geleneğe bağlılığın ubūdiyyyeti engellediğini söylemiştir. Allah’a ubūdiyyetin tezahürlerinin ise hem dışsal hem içsel göstergeleri olarak; 1. Dışsal düzenleyiciliği ve imkanı gerektiren salatsavmhac ve zekat gibi ibadetler. 2. İçsel yaşantıda yapılması gerekenler bunlar; hayatın akışı içinde Allah’ı unutmama, hatırda tutma yani hesabının verileceği şeyler yapma buradaki anlam zikr’dir ve fakat günümüzde sadece Allah’ı anmak anlamında sınırlandırılmıştır. Şükür, tevekkül vs.

    Böylece insan - Allah ilişkisini düzenlemeye yönelik ubūdiyyet kavramı insan - insan ilişkisinin sınırlarını çizmiş yani Kur’an’ın dünya görüşü insanın hem rabliğini hem köleliğini kaldırmıştır.

     Çalışma katılımcılardan gelen sorulara verilen cevaplarla sona erdi.

_______________________________

 

      Çokkültürlülük Konferansı

   Enstitü merkezimizde 22.10.2011 Cumartesi saat: 14.00’te Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mazhar Bağlı “Çokkültürlülük” üzerine bir konferans verdi.

cokkulturluluk_1

 

    Bağlı, konuşmasında her özgün kültürün kendisini temsil etme hakkına açıklama getirerek, “kültür”, “ulus-devlet”, “insan doğası” ve “farklılıkların birarada yaşaması ” gibi bazı kavramları konu bağlamında değerlendirdi.“Çokkültürlülük” meselesinin “din ve inançla ilgili kimlikler” ve “etnik kimliklerin” tehdit almaya başlamasıyla tartışma ve ilgi alanımıza giren bir konu olduğunu belirtti. Çokkültürlülük ve farklı kültürleri içinde barındıran toplum deneyimleri konusunda esaslar ve örneklere yer verdi. Bu kısımda “Roma”, “Osmanlılar” ve “Amerika” “Kanada” deneyim ve uygulamalarına değindi.

   Konuşmanın sonunda Doç. Dr. Bağlı, “farklılıkların bir arada yaşatabilmenin” ve “toplumsal ilişkilerin düzenlenmesiyle” ilgili koşulları için “hukuk” ve “adalet ölçülerinin” esas alınması ve geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Yöneltilen sorular ve verilen cevaplarla toplantı son buldu.

______________________

 

    TARİHTE İSLAM BİLİM GELENEĞİ

   Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof.Dr. Alparslan Açıkgenç 15 Ekim 2011 Cumartesi günü Enstitümüzün konuğu oldu. Açıkgenç yirmi yıllık çalışmasının ürünü olan Tarihte İslam Bilim Geleneği: Tarihsel Epistemolojiye Giriş adlı İngilizce olarak basıma hazırladığı kitabının içeriği ile ilgili bir konferans verdi.

tarihteslamBilimGelenegi

 

   Açıkgenç bu konferansta dünya üzerinde kurulan her medeniyetin, kendine has bir dünya görüşüne sahip olduğunu ve buna bağlı olarak da kendi medeniyetinin özelliklerine has bir bilim geleneği oluşturduğunu belirtti.İslam medeniyeti içinde oluşan bilim geleneği, İslam bilim geleneğidir ve kendi dünya görüşünü yansıtır, Batı medeniyeti içinde oluşan bilim geleneği de Batı bilim geleneğidir ve kendi dünya görüşünü yansıtır. Ancak “bilim gelenekleri birbirlerini etkilerler”. Açıkgenç, bilim geleneklerinin oluşumunun insanoğlunun gelişimine benzetmiştti; bir bilim geleneği doğar, gelişir ve sonlanır.  Bu çerçeve İslam bilim geleneğinin oluşumunu şu aşamalarda irdelenir:

 

slamBilimGeleneininDoguu

    İslam bilim geleneğinin bazı temel özellikleri olarak aşağıdaki hususları söyledi:

slam_bilim_geleneinin_baz_temel_zellikleri

    İnsan bilgi anatomisinin tarihte süreç olarak işlediğini ve tarihsel epistemolojinin uygulamalı epistemoloji olduğunu ileri sürdü:

InsanBilgi_Anatomisi

    Konferans konuya ilişkin yöneltilen sorular ve cevaplarla son buldu.


________________________________

 

   TOPLANTI (CUM’A) SŪRESİ

 14 Mayıs 2011 Cumartesi Saat 14.00’te Enstitümüz Zemahşerī Müzakere Meclisinde Kur’an’da 62. Bölüm olarak yer alan “Toplantı (Cum’a)Sūresi” belgelerinde geçen kelimeler, deyimler, kavramlar ile metni oluşturan cümleler, pasajlar arasındaki bağıntıları Sūre bütünlüğü dikkate alınarak konu ve tezleri bakımından çözümlenmiş, katılımcılardan gelen sorular cevaplandırılmıştır.

  KONULAR:

1 - Allah

2 - Resūl, Risālet, Risāletin Hedefi

- Kur’an öncesi vahiy mensuplarının vahiylerin içeriğini ihmal eden tutumları

- Toplantı günü (Cum’a) ve Salātı.

  ÇALIŞMADA AÇIKLANAN BAZI KAVRAMLAR:

1 - Tesbīh,

2 - Ummī,

3 - Tilāvet (Belgelerin Tilāveti),

4 - Kitāb,

5 - Cum’a (Toplantı),

      Toplantının Allah şuurunu canlı tutmaya, toplumsal bilinçlendirme ve sosyal sorumlulukları hatırlatmaya ve paylaşmaya yönelik vurgu…

6 - Rızık

      Müslümanların bilgilenmeyi ihmal ederek ve değerleri çiğneyerek rızık aramalarının doğru olmadığı...

__________________

   Yeni Paradigmayı Oluşturmak

 

  Doç. Dr. Fikret BAŞKAYA 07 Mayıs 2011 Cumartesi günü saat 14.00 de Enstitü Zemahşeri Müzakere Meclisinde önemli çaba ve kaygılardan hareketle ortaya koyduğu “Yeni Paradigmayı Oluşturmak” isimli eserinin müzakeresine katıldı. 

   Kapitalizm, emperyalizm, kolonyalizm, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma, ilerleme, büyüme, kalkınma, sürdürülebilir kalkınma söylemlerinin eleştirisini yaparak, geçerli paradigma ve aktörleri üzerinde yoğunlaştı, oluşturulacak yeni paradigmanın “yeni insan, yeni toplum ve yeni bir doğa anlayışı” üzerine kurulması gerektiğine dikkat çekti.

1

  Karl Marx’ın kapitalizme ciddi eleştiriler yönelttiğini ancak Marx’ın ölümünden sonra, onu izleyenlerin yetersizleştiği ve teorinin yapılan uygulamalarla yozlaştırıldığını dile getirdi.

  Kitapta, İslam, İslam dünyası ve Müslümanlarla ilgili yer alan Başkaya’nın bazı saptamalarının ve yargılarının hem Kur’an’ın mesajı hem Müslüman coğrafyasındaki hareketlerin gerçeği ile uyuşmadığı fark edildiğinden katılımcılarca bu konularda ve eserin tümü hakkında yazara sorular, eleştiriler yöneltilmiş, karşılıklı değerlendirme ve açıklamalarla faaliyet tamamlanmıştır.

yeniprdgm1

   Enstitümüzün elektronik ortamda yayınladığı İlim Dünyası dergisinin Mayıs ayında çıkacak 2. sayısında Fikret Başkaya'nın bu yeni eserinin bir değerlendirmesi yer alacaktır.

_________________

     A. Şeriati’nin “Ne Yapmalı

   Ankara Üniversitesi Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç 30 Nisan 2011 Cumartesi günü saat 14.00 de Enstitü Zemahşeri Müzakere Meclisinde A. Şeriati’nin “Ne Yapmalı” eserinin müzakeresine katıldı.

NeYapmal1

    Şeriati’nin hayatı ve düşünceleri hakkında bilgi sunup, çevirisini yaptığı “Ne Yapmalı” kitabının içeriğine özetle değinip, düşünürünaydın kavramı ile entelektüelâlimbilginfilozof kavramları arasında gözetmek istediği farklara işaret ederek, din bağlamında bilince veeşekleştirme çeşitlerine dikkat çekmiş, Şeriati’nin hedeflerini içeren programını ortaya koymuştur. Söyleşi sonrası katılımcılardan gelen sorular cevaplandırılmıştır. Eserin diğer bölümlerini çeviren Dr. Murat Demirkol’da değerlendirme toplantısına iştirak etmiştir.

  Türkiye bağlamında aydın sorumluluğu ve iktidarla ilişkisi konusunda Enstitümüzün yayımladığı İstikamet sanal dergisinin ilk sayısında yer alan Dr. Zeki Duman’ın “Türkiye’de Aydın-İktidar İlişkisi” araştırması okunabilir. Ayrıca A. Şeriati’nin “Ne Yapmalı” eserinin geniş bir değerlendirmesi İstikamet’in 2. sayısında yayımlanacaktır.

NeYapmal2

________________     


ZEMAHŞERĪ ve DÜŞÜNCELERİ

z1

   16 Nisan 2011  Cumartesi 14.00'te Enstitümüz Zemahşerī Müzakere Meclisi'nde Yrd. Doç. Dr. Halil Rahman AÇAR, Zemahşerī'nin düşüncelerini; eserleri ve Müslüman düşünce geleneği içindeki konumu ışığında değerlendirmiş, ilmī birikimine, bilhassa dil ve edebiyat açısından Kur'an tefsirine katkılarına değinmiş,  sorunlara yaklaşımı ortaya konularak, gelen sorular cevaplandırılmıştır.

          __________________                             
      SAFF SŪRESİ
    02 Nisan 2011 Cumartesi Saat 14.00’de Enstitümüz Zemahşerī Müzakere Meclisinde Yrd. Doç. Dr. Halil Rahman AÇAR Kur’an’ın 61. Bölümü “Saff Sūresi” metinlerinde geçen kelimeler, deyimler, kavramlar ile metni oluşturan cümleler, pasajlar arasındaki bağıntıları Sūre bütünlüğü dikkate alarak konu ve tezleri bakımından çözümlemiş, katılımcılardan gelen sorular cevaplandırılmıştır.
                                                                                                            _______________
     BİLİM, ÜNİVERSİTE ve YÖNELİŞLER
   19 Mart 2011 Cumartesi 14.00’te Enstitümüz Zemahşerī Müzakere Meclisinde Prof. Dr. Durmuş GÜNAY “Bilim, Üniversite ve Yönelişler” konulu bir konferans verdi.
    Prof. Günay, konferansında üniversite kavramını, tarihsel sürecini, üniversite türlerini, bilgi ve bilimin felsefi mahiyetini ortaya koyarak yükseköğretimde küreselleşme sürecindeki yeni yönelişlere değindi.
  Değişimde küreselleşmeteknoloji ve rekabetin önemine dikkat çekti ve yükseköğretimin Avrupa Konseyince dört ana amacı olduğunu dile getirdi. Üniversitenin; bilgi için var olan bir kurum olduğunu, öğretim yönüyle, eğitim misyonunu, üretim yoluyla, araştırma misyonunu, yayın ve uygulama yönüyle servis misyonu gerçekleştirdiğine işaret etti.
 
durmusgunay2
 
durmusgunay3
 

             ___________________

 

    HUCURĀT SŪRESİ
 26 Şubat Cumartesi Saat 14.00’te Enstitümüz Zemahşerī Müzakere Meclisinde Yrd. Doç. Dr. Halil Rahman AÇAR Kur’an’da 49. Bölüm olarak yer alan “Hucurāt Sūresi” metinlerinde geçen kelimeler, deyimler, kavramlar ile metni oluşturan cümleler, pasajlar arasındaki bağıntıları Sūre bütünlüğü dikkate alarak konu ve tezleri bakımından çözümlemiş, katılımcılardan gelen sorular cevaplandırılmıştır.

 


     İslam Dünyasındaki Yeni Değişim ve Dönüşümler

 19 Şubat Cumartesi Saat 14.00’de Enstitümüz Zemahşerī Müzakere Meclisinde Dr. Kürşat ATALAR “İslam Dünyasındaki Yeni Değişim ve Dönüşümler”i değerlendirmeye yönelik bir konferans verdi. 


KrstAtly

 

___________________

     İBN RÜŞD ve DÜŞÜNCELERİ
 05 Şubat 2011 Cumartesi 14.00’te Enstitümüz Zemahşerī Müzakere Meclisinde Yrd. Doç. Dr. Halil Rahman AÇAR İbn Rüşd (520/1126-595/1198)’ün düşüncelerini din-felsefe ilişkisi bağlamında, eserleri çerçevesinde sunmuş, İbn Rüşd’ün Müslüman düşünce geleneği içindeki konumunu, sorunlara yaklaşımını, Gazzāli ve Kelām ekollerine yönelttiği tenkitlerini belirtmiştir. İbn Rüşd açısından din ve dini yorumların ayrıştırılması, felsefeye önem verilmesi ve te’vil’e gereksinim vurgulanmış, sorular cevaplandırılmıştır.
       ___________________
     ZİHNİN DİNAMİĞİ
sadikturker2
    Kırklareli Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sadık TÜRKER 04 Aralık 2010 Cumartesi günü saat 14.00'de Enstitü Zemahşeri Müzakere Meclisinde “Zihnin Dinamiği” konusunda ilgiyle izlenen bir Konferans vermiştir. Önce dinamikle ilgili sorularla konuya giriş yapmış sonra bilgi ve oluşumuna değinilmiş, toplumsal ve iktisadi temellerinin görülmesi gerektiği vurgulanmış, malumat-bilgi ilişkisinin farkına işaret edilmiştir. Konuşmacı etkileşimin doğal ve kültürel boyutuna dikkat çekmiş, klasik ve modern mekanik yaklaşım farkını ortaya koymaya çalışmıştır. Konferansın Power Point sunumuna ulaşmak için tıklayınız
 
 

ilimdunyasiistikamethayret